 |
Kuraklık
Vurduktan Sonra İstanbul Eski Hazineleri Ortaya Çıkarıyor.
Yazan: JENNIFER
PINKOWSKI
23-Ocak-2012 / New York Times - Science
İstanbul
- Türkiye'nin en büyük kenti, 1600 yıl boyunca inşa edildi, yıkıldı, yeniden
kuruldu ve yerle bir oldu, bu sırada yedi tepesi üzerinde katman üstüne
katman yaşamlar gelişti durdu.
İstanbul günümüzde 13 milyon nüfuslu, bu yedi tepenin çok ötelerine kadar
yayılmış bir şehir. Ve uzun zamandır tarım yapılan, Küçükçekmece Gölün'e
taşmış bir yarımadada, kent merkezinin 20 km batısında, arkeologlar olağan
üstü bir keşifte bulundular.
Bu keşfin adı Bathonea, İ.Ö. 2. yy'dan kalma önemli bir liman kenti. 2007'de,
kuraklığın gölün su seviyesini düşürmesinin ardından bulunduktan sonra,
İ.S. dörtten altıncı yüzyıla kadar yayılan, çok önemli kalıntılar sunmaya
devam ediyor. Bu öyle bir dönem ki, Konstantinopol'ün kuruluşuna ve yükselişine
paralel, ardı ardına gelecek olan üç imparatorluğun gücünün konuşlandığı
yer olacak - Doğu Roma, Bizans ve Osmanlı.
Bu erken dönemle ilgili bazı tarihi kayıtlar olmasına karşın, fiziki çok
az kalıntı bulunuyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin İstanbul bölümündeki
zayıf sunum vitrinlerdeki Mezopotamya'dan, Anadolu'dan, Lübnan'dan gelen
zenginliklerin yanında solup gidiyorlar.
Böylece, ilk keşfi yapan, Kocaeli Üniversitesi'nden arkeolog Dr. Şengül
Aydıngün, Bathonea'nın (Bath-oh-NAY-uh okunur) Konstantinoplo'ün kütüphanesi
haline geleceğini söylüyor. Kuraklık, çok iyi korunmuş ve yaklaşık 2,5
mil uzunluğunda bir sahil duvarını açığa çıkardıktan sonra, Dr. Aydıngün
ve ekibi kısa sürede limanın, olasılıkla İ.S. 4. yy'dan kalma binalar,
rıhtımlar ve bir dalga kıran ile donatılmış olduğunu gördüler. Başka keşifler
de peşi sıra geldi. Sadece son kazı sezonunda, arkeologlar, kullanımları
1000 yıla yayılmış, liman duvarlarını, özenle inşa edilmiş binaları, devasa
bir sarnıcı, bir Bizans kilisesini ve taş yolları ortaya çıkardılar.
Bathonea'nın iki sezon boyunca yüzey araştırmasını yapmış olan, İngiliz
Bristol Üniversitesi'nden Volker Heyd "Şengül son birkaç sezonda
yaptığı saha çalışması inanılmaz" diye söyledi. "Şu anda yapılan
keşifler Konstantinopol'ün geniş kent bölgesi hakkında daha önce hiç olmadığı
gibi bizi aydınlatıyor. Fantastik bir hikaye kendini göstermeye başlıyor."
Örneğin 2008 yılında, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden sualtı arkeolojisinde
uzmanlaşmış arkeolog Hakan Öniz, gölün içinde bulunan ve yerel halkın,
yakındaki köyde yaşayanların günahlarına göre, ara sıra gölün üzerine
çıkıp kaybolan, bir çeşit mistik bir minare olarak adlandırdığı yapıyı
araştırdı. Sahilden 800 fit uzakta bulunan harabe bir deniz feneri olabilir.
O zamandan beri, Dr. Aydıngün'ün ekibi ve sekiz yabancı üniversiteden
gelen araştırmacılar, yarımadanın doğu sahilinde, ikinci daha eski bir
liman buldular. Grek etkilerinin gösterdiğine göre İ.Ö. 2. yy'a tarihleniyor.
Hemen yakındaki, yuvarlak bir Grek tapınağının temelleri üzerine kurulmuş,
beşinci ya da altıncı yüzyıl Bizans kilisesi, 20 gömüt içeren bir mezarlık
ve büyük bir Bizans hacı içeren kabartma buldular. Sikkeler, çanak çömlek
parçaları ve diğer buluntular, 557 depreminde yapının zarar gördüğünü
ama 1037'deki büyük depremde tamamen yıkılana kadar kullanıldığını gösteriyor.
Üç insanın bedenleri yıkılmış bir duvarın altından çıktı, hemen yanlarında
duran bir sikkede resmi görülen önemsiz Bizans imparatoru ise deprem yılında
tahttaydı.
Yüksek, dikenli otların arasında bir buçuk mil kadar limanın kuzeyine
çıktıktan sonra araştırmacılar 360'a 90 fit ölçülerinde bir açık hava
sarnıcını, çok katlı binalara ait olması gereken duvarları ve temelleri
buldular. Bulunanlar, asırlar içinde değişikliklere uğramış, lüks bir
villanın ya da bir sarayın parçaları olabilirdi. Çünkü arkeologlar, uzun
yıllar sürecek ve tarihi kaynakların söz etmediği bir yeri kazıyorlar.
Çok fazla sonuç çıkarmak konusunda kararsızlar. Hatta Bathonea ismi bile
aslında bir kod adı. İki eski referanstan esinlenilmiş. Bunlardan birincisi,
birinci asırda yaşamış olan Yaşlı Pliny; "Doğa Tarihi" adlı
kitabında göle besleyen ara suyun adını Bathynias olarak veriyor. İkincisi
ise dokuzuncu yy'da yaşamış Bizanslı rahip, Theophanes, bölgeyi Bathyasos
diye adlandırıyor.
"Dr. Aydıngün" ismin üzerinde büyük bir soru işareti var diyor.
"Henüz bir şeyler söylemek üzere çok erken. Ama isim hiç önemli değil.
Önemli olan, insanların hiçbir şey yok dediği yerlerde, binalar, yollar
var."
"Fakat, orada bir şey var" diye devam ediyor. "Ne olduğunu
bulmak belki bir yaşam boyu sürecek ama belki önümüzdeki yıl bile daha
fazlasını anlatabileceğiz."
(sayfa -2)
.
Arkeologlar şu kadarını biliyorlar: Alan çok geniş. En azından 3 mil kareye
yayılmış durumda, ve sahil duvarları neredeyse Konstantiopol'ü saran duvarların
neredeyse yarını uzunluğunda. Kent zengin sayılabilecek durumdaydı; zengin
avlakları ve Küçükçekmece gölünün sunduğu olanaklarla, şehirli seçkinler
için tatil evlerinin olduğu bir yerdi, O göl ki, kente en yakın tatlı
su kütlesiydi. Bölgenin her yerine villalar ve saraylar inşa ettiler.
14'üncü asra kadar giden, pahalı, Roma camları ve çanak çömlek parçaları
buldular. Mermerler, süt mavisi renkli, çok gösterişli bir tanesini de
sayarak, kilisenin ve en azından bir başka binanın, tabanına ve duvarlarına
dizilmişti.
Ayrıca buluntular arasında "Konstans" damgalı tuğla çıktı. Bunlar
Konstantinopol'de beşinci yy. başında imal edilmiş ve çoğunlukla, Ayasofya
gibi, imparatorluk yapılarında bir de bulunmuştu. Ayasofya, altıncı yy.'da
yapılmış ve 900 sene Bizans İmparatorluğu'na ana katedral olarak hizmet
etmiş yapıydı. Aynı damgalı tuğlalardan, gölün karşı kıyısından, bir tepenin
üzerinden Marmara'ya bakan, beşinci yy. yapısı, Rhegion'da da bulunmuştu.
Bathonea dünya ile de bağları olan bir kentti. Bulunan bazı çanak çömlek
parçaları ta Filistin'den ve Suriye'den geliyorlardı. Yabancı malların
geldiği yerlerin tipik özelliği olarak, geniş yollara sahipti. Bu yolların
en eskisi de Roma dönemine tarihleniyordu.
Ancak hala Konstantinopol'e olan ilişkisi çok açık değil. Yunanistan ve
Kıbrıs'ta eski liman şehirlerini çalışan, Buffalo Üniversitesinden klasik
arkeolog olan Bradley A. Ault, "Bathonea'nın önemli bir kentin uydu
limanı olması fikrini sevdim" diye konuştu. "Atina'nın Pire
limanı, Roma'nın Ostia limanı gibi".
Bu durumda, liman belki de şehir duvarlarının dışında, hem ticari gemilere
hem de imparatorluk donanmasına, korunaklı sularda, güvenli bir liman
sunuyordu.
Pennsylvania Üniversitesi'nden Bizans uzmanı Robert Ousterhout, "Haliç'n
ve Marmara'nın değişik yerlerinde limanları vardı" diye konuştu.
Şimdilerde 13 ile 65 fit arasında derinliğindeki Küçükçekmece Gölü'nün,
o zamanlar her tür boydaki geminin rahatça seyir yapacağı derin bir koy
olduğu söyledi Dr. Aydıngün. Gölde yapılan sonar araştırması, Bizans madeni
çıpaları olması kuvvetle muhtemel altı sinyali, göl tabanının kumlarından
verdi. Ayrıca gemi inşasında kullanılan türden büyük demir çiviler de
kazı sahasında bulundular.
Son yıllarda, kurtarma kazıları sırasında, İstanbul müthiş önemli, pek
çok keşfe sahne oldu. Özellikle, bir dizi çok önemli gemiyi gün ışığına
çıkaran, Yenikapı Transit Projesinde. Sualtı arkeoloğu Hakan Öniz, Bathonea'da
hiç gemi kalıntısı bulunmadı, yakın bir tarihte de bulunma ihtimali yok
dedi. Çünkü gölün suyu öylesine endüstriyel atıklarla kirletilmiş ki içinde
dalmak çok tehlikeli. Yeni bir su arıtma tesisi gölün araştırılmasını
birkaç yıl içinde mümkün kılabilir.
Bathonea'da arkeologlar uygarlığın erken çağlarına ait daha fazla sayıda
insan yapısı nesne bulmayı umuyorlar. 2007 yılında, Dr. Aydıngün ve İstanbul
Üniversitesinden Emre Guldogan 9000 yıllık çakmaktaşı aletler buldular.
Bunlar pek ala Avrupa kıtasındaki, Çanak Çömleksiz Neolithik döneminden,
en eski tarımsal bir yerleşmeye ait olabilirdi.
Dr. Aydıngün, Bathonea'nın rolünün - ve gerçek isminin - ancak daha fazla
araştırmayla ortaya çıkacağını söylüyor.
Yerin Altını İnceleyen radar çalışmaları şu andaki toprak seviyesinin
altında, çok yaygın bir yapı katmanına işaret ediyor. Şu andaki tüm eforlarını
sahile yakın noktalara yoğunlaştırmış olan kazı ekibi, biraz daha içerlerde
kalan ağaçlık ve dikenli çalılık alanları da kazmak zorundalar. Bölgeyi
tarla olarak kullanan çiftçilerin sapanları buralara işleyemediği için
kendi doğal hallerinde bırakmışlar. Dr. Aydıngün bunun bir nedeni olması
gerektiğini düşünüyor, "Sanırım bu binalar, böyle, devam edip gidiyor,
düşünebiliyor musunuz?"
|
 |