8-10 ARALIK 2006, Erciyes Sırt Rotası Çıkışı

4 Aralık 2006 günü eski dostum Cihan Çetinel ile telefonda konuşurken aniden Erciyes sırt rotasına gitmek istediğini öğrendim. Hem de tek başına... Çok fazla düşünmeme gerek yoktu. "Ben de gelmek istiyorum" deyiverdim, ve yola çıktık.

Cihan ile yaptığımız tırmanışlarımız aslında 1983 yılına kadar geri gidiyor. 1992 Aralık ayında çektiğim bir resmini de yandaki kitabın kapağında kullanmıştım.

Haldun ana sayfa>>


Cihan 15 yıl öncesinin formundan hiç de geri değildi. Telesiyejle başladığımız yolculuğumuza ikinci istasyonu çalıştırmak için çok fazla para istenince 2450 metreden itibaren yürümeye başladık.

Yazın Kaçkar zirvesinden inerken 100'ü bulan kilom yüzünden çok zorlanmıştım. Bu sefer 8 kilo vermiş bir şekilde dağa geldiğimde aradaki farka inanamadım ve daha fazla kilo kaybetmem gerektiğine iyice emin oldum.

9 Aralık sabahı daha güneş doğmadan kendimi dışarı attığımda ilerde sevgili Aladağlar görülmeye başlamıştı. En yüksek nokta tabii ki Demirkazık!

Çadırı sırtın üzerine, yaklaşık 2900 metrede bir yerlere koymuştuk. Sanki orta ölçekli bir dağın zirvesinde yatıyor gibiydik; Üç yanımızda ufuk sonsuza kadar uzanıyordu. Hava o kadar temiz ve açıktı ki çok uzakları görmemizi engelleyen tek etken dünyanın yuvarlaklığıydı.

Sabahın ilk ışıkları zirve ve çevresini kızıla boyadığında biz daha gölgedeydik.

Sırtta yürümek olağan üstü keyifli bir duyguydu. Sürekli çevremizin farkındaydık ve her yerlerden daha yüksekteymiş gibi hissediyorduk kendimizi.

Sırt rotası sanırım Türkiye'de benzeri olmayan bir yüksek irtifa tırmanış/yürüyüşü sunuyor. Hava bu kadar güzel olduğunda ise gerçekten bir şölene dönüşebiliyor. Aksine, fırtınada ise çekilmez bir yer haline gelebilir.

Bizim memlekette bu tür rotalarda pek adet olmamasına karşın ipe girdik.

Hörgüç geçilmiş, tüm kamp malzemesi ile zirveye bağlanan son sırta ulaşılmış. Cihan uzun süredir tırmandığı gölgeden güneşe çıkıyor.

Resmi neredeyse zirveden çekiyorum. Saat 14:30 ve ikimiz de çok yorulduğumuzdan, ve de herhalde yüksekliğin de etkisi ile adımlarımız iyice ağırlaşmış.

İşte kuzey buzulu... Evet, zirvede sayılırız. Arka tarafı görebiliyoruz. Kuzey tarafa en son 1983 yılında gelmiştim. Belki ilerde bir kez daha oraları yürürüm.

Cihan ile benzer bir pozu 1983 yılında Küçük Erciyes'in zirvesinde vermiştik. "Fareyi" resmin üzerine götürünce aradan geçen çeyrek asırda ne değişiklikler olduğunu görebilirsiniz. Bu gezide sık sık Paul Simon'un eski bir şarkısını mırıldanıyorduk: "Still crazy after all these years..." Hala çılgın, onca yıldan sonra..."

Son yıllarda yaptığım en soğuk kar kampıydı. ikinci gece yanımızda getirdiğimiz şarap dondu...

10 Aralık sabahı kalkıp hazırlanıyoruz,

Eğer bu kadar güzel bir havada dağda kimseler olmasaydı çok yazık olacaktı. Ama zirveden inenlere ve başka dağcılara rastladık. Artık eskisi kadar heyecanlı bir olay olmasa da 3000 metrenin üzerinde başka dağcılara rastlamak hala hoş bir duygu yaratıyor.

Bu spora tam bu noktada 1978 yılında başlamıştım. O zaman buradaki kışın sürekli var olan tek yaşam formuna "baba yiğit" derlerdi (Yaşı 40'ın üzerindeki dağcılar ne dediğimi anlayacaklardır). Şimdi ise eskiden sadece tek bir dağ evi olan bölge pahalı cafe'lerinde her şeyin satıldığı kocaman bir sKirizort haline geldi. Bu durumu hiç de rahatsız edici bulmuyorum.