TAHTALI DOĞU SIRTI


Resim 1: Rotanın ve tüm sırtın Kuzeyden görünüşü

Resim 2:
Zafer kısa kaya pasajlarından birinde


Resim 3: Ömer ve arkada Kemer

Resim 4: 1700 metrelerden geriye sırta bakış

Resim 5: Sırtta bir dinlenme anında Zafer ayakta, Ömer'in ise keyfi yerinde gibi duruyor.

Resim 6: Zafer bir yemek molasından sonra

Resim 7: 2000 metre civarında kar balkonları

Resim 8: Solda Haldun Aydıngün, sağda Ömer Tüzel, Tahtalı zirvesinde


TAHTALI DOĞU SIRTI

Birkaç sayıdır arka arkaya vermeye çalıştığım ilginç, doğal ve fazla zor olmayan ama gene de belli bir estetik içeren rotalarımdan sonuncusuna geldim. Aynı geçen sayıdaki Alaca Kuzey Kar rotasında olduğu gibi buranın da bizim dağcılık literatürümüze girmemiş olmasını hayretle karşılamıştım.

Sanırım 1992 senesi yaz tatili sırasında Kaş istikametinden Antalya'ya gelirken ufuk hattının dev bir sırtla kaplanmış olduğunu görüyordum. Türkiye'deki belki de en uzun sırt rotası karşımda duruyordu. Arkada huysuzlanan iki yaşında bir bebek, evlilik, iş, güç derken, gözümün önünde yükselip giden o sırtla tek ilişkim platonik olacak gibi duruyordu ama bir buçuk sene sonra, hem kuzeyden hem de güneyden etüt edip üç arkadaş tırmanmaya başlamıştık. Yanımızda dağlarda gerekebilecek her şey vardı ve tabii ki hepsi birden çok ağır oluyorlardı. Gene de çalı, çırpılı bir ormanda yükselip sonunda 600 m civarında uzaktan katiyen fark edilmeyen bir çöküntünün başında kalakalmış ve ricat etmiştik. 95 Martında ise daha kuvvetli bir ekiple geldik. Bu sefer partnerlerim o zaman küçük bir lokomotif performansında olan Zafer Yamaner ve Ömer Tüzel idi. Yükümüz ise çok daha aza indirilmişti.

Tahtalı'nın kabaca doğusunda kalan sırt hattına girebilmek için Antalya-Kaş otoyolunun göze en uygun gelen noktasında inip karda uzayıp giden kayalık sırta bir yerlerden girmek gerekiyor. Bizim indiğimiz noktada irtifa 110 m idi. Orman içinde yükselmeye başladık, 400. metrede kayaya el sürdük ve 2000. metreye kadar hiç ayrılmadık. Bu arada 1350 m dolaylarında ilk günü bitirdiğimiz için bivak attık, ertesi gün zirveye devam ettik. 2000 metrede krampon takıp, kazmaları ele alıp Aladağları andıran bir ortamda kar tırmanışı yaparak 2375 metredeki zirveye ulaştık. İşin kaya faslı çok uzun ve bir o kadar da zevkliydi. Hiç zorlu bir noktayla karşılaşmadık ancak yer yer boşluk duygusunu çok yoğun veren küçük pasajlar vardı ve ikide bir karşımıza apartman büyüklüğünde bloklar dikiliyordu. Bu blokların zayıf noktasını bulmak gerçek bir bulmaca kıvamındaydı. Devamlı 2-3 derece kayalardan, hem boşluk hissi ile hem de bolca diken ve çalı ile boğuşarak tırmanmak tüm dağ kariyerlerini Aladağlar'da yapmış olanlar için yorucu ve saçma olabilir ama burası da başka bir dağdı ve zirvesine ulaşabilmek için farklı zorlukları yenmek zorundaydık. Ayrıca adam başı 6 litre de su taşımak gerekiyordu. Çünkü 2000 metreye kadar hiç su bulunmuyordu.

Üçümüz balkonlu ve sert karlı zirveye ulaştıktan sonra basan sis yüzünden klasik rota yerine güney doğuya yönelen bir çarşaktan inmeye başladık, isteyen hikayenin ayrıntılarını "Bir Zirve Daha Var" kitabımdan okuyabilirler ama benim bir kıllığım yüzünden dağın yarı yüksekliğini bir kez daha geri tırmanıp, bir gece daha bivak yapıp, üçüncü gün çıktığımız sırtı gerisin geriye siste indik. Epik boyutlarda olmasa bile insanın sinirlerini bir nebze zorlayan bir etkinlikti.

Çok zorlu tırmanışları büyük bir rahatlıkla yapanlara sözüm yok, ancak bu sırt gibi ortada doğal dağcılık hatları hala varken, bunların neden hiç müşterileri çıkmıyor gerçekten anlayamıyorum. Gördüğüm kadarıyla herkes ya sadece birkaç kişinin yaptığı rotaları tekrarlayabilmek gayretinde ya da Aladağlar'daki çobanların izlerinde. Arada kalan, çok zor olmasa bile insana gerçekten hayal kurma, araştırma, deneme (belki de yanılma) ve kendi başına ilginç bir iş başarma hissi verecek yerler kimselerin umurunda bile değil. Yurdumuzdaki kaya yapıları uzun ve böylesine yatay bölümleri bol olan sırt hatlarına pek izin vermiyor. Bu açıdan Tahtalı Doğu sırtı gerçek bir şaheser. Ayrıca tırmanırken iki yanı da müthiş manzaralı, nefis bir hatta ilerliyorsunuz, arkanızda da Akdeniz'in müthiş mavisi bulunuyor. Bu arada dağcılık adına bildiğiniz her tekniği de kullanma şansına sahipsiniz.

Rotanın 1300. metresinde, yaklaşık 500 metre uzunluğunda bir patika bulduk. Sanırım haritacılar bir ara gelip burada çalışmışlar ve sırta da bizi gibi başından değil de, büyük ihtimalle güneyinden ulaşmışlar. Onunda dışında ne öncesinde, ne de sonrasında insan eliyle yapılmış hiçbir ize rastlamadık. Tamamının ilk çıkışını yaptığımızı rahatça iddia edebilirim. Ayrıca 95 yılından beri de tekrarlanmış olduğunu hiç sanmıyorum. Çünkü bu rota yurdumuz dağcılarının büyük bir bölümü için fazla zor, kalan küçük bir azınlığı için ise sıkıcı derecede kolaydı.