31 Temmuz 2006 günü saat 13:45'te Kaçkar doruğundan güney yönüne bakış.

5 yıl önce Bengi'ye verdiğim sözü tutup bu sefer zirveye onunla çıktım.

İşte gezinin hikayesi:

Haldun

Tortum Gölü.

Uçakla Erzurum'a gidip oradan Yusufeli'ne geçtik. 1960'lı yıllarda bölgeye gelen bir İngiliz gezgin bu yolu Dünya'nın en korkunç yolu olduğunu iddia etmişti. Artık o kadar olmasa da hala heyecan verici olduğu söylenebilir.

Araçla yolculuğumuz 2150 metredeki Olgunlar yaylasında son buldu. 2001 yılında çadırlarımızı kurduğumuz çayırlığın üzerinde şimdi iki otel yükseliyordu. Gece onlardan birinde kaldık. Sabah da yürüyüşümüze başladık.

Ekibimiz 5 kişiden oluşuyordu:

Ben, Bengi, Ahmet Bayram, kardeşi Fatih ve aramıza son anda katılan Sevinç Gürmen.

 

 

Açıkcası bütün kışı ders çalışarak, çet yaparak ve kumpir yiyerek geçiren Bengi'nin ilk gün dağda telef olabileceğinden korkuyordum. Ama şaşırtıcı bir şekilde bastırıp gidiyordu. Bu da benim için ilk dağ günümüzde güzel bir sürpriz oldu.
29 Temmuz Akşamı kampımızı Dilber düzü'ne kurduk. Hava son derece kapalıydı ve zirveye çıkamamış ekipler geri dönüyordu. 30 Temmuz sabahı kalktığımızda ise saat 05:30'da ışık aynen bu resimde olduğu gibiydi. Artık kötü havanın gittiğine iyice inanmaya başlamıştık. Tabii ki Kaçkar demek çiçekler demektir ve yeni kullanmaya başladığımız sayısal fotoğraf makineleri de gerçek anlamda harikalar yaratıyorlar. sabah ilk keskin ışığında çevredeki tüm çiçekleri çekmeye çalıştım.
30 Temmuz sabahı 2750 metredeki Dilberdüzü'nden hareket ettik. Önde ben (Haldun Aydıngün), arkada kızım Bengi, onun ardında Sevinç ve Fatih var. Fotoğrafı Ahmet Bayram çekiyor. 2001 yılında Bengi ile tam bu noktada aynı pozu verdirip bir resim çektirmiştim. O sırada zavallı küçük kızımın canı çıkmıştı ama 3300 metre yükseklikte, çok mutlu bir çocuğun güzel bir resim sunacağını düşündüğümden rol yapmasını istemiştim. 5 yıl sonra aynı noktada, sadece iki metre daha önde aynı pozu tekrarladık.
Sonunda 3350 metredeki Büyük Deniz gölüne kampımızı attık. Su her zamanki gibi çok soğuktu (Başka nasıl olabilir ki?) ama içine girip çıktığınızda kendinizi tam anlamıyla yenilenmiş hissediyordunuz.
30 Temmuz'u kampda beslenerek ve çevrenin keyfine bakarak geçirdik. Zirveye giden ana yolun da üzerinde olduğumuz için gelen geçen dağcı gurupları ile de sohbet ettik. Bu tombik kuş serçeden oldukça büyük ve beslenme alışkanlığını büyük ölçüde dağcılara yaslamış gibi duruyor. Fatih'in bıraktığı ekmekleri afiyetle yedi bitirdi. hareketlerinden de bu işlerin acemisi olmadığını gösterdi.
Bengi çadırda. O da hepimiz gibi günü enerji toplayarak geçiriyor. Kampın arkasında 3936 m yüksekliği ile Kaçkar ana doruğu yükseliyor.
Sonunda 31 Temmuz 2006 sabahı saat 8:55'te zirveye doğru yola çıktık. Ekibi eskiden bildiğim rotaya soktum ama sanırım kampın hemen arkasında yükselen tepenin üzerinden giden daha yeni ve güvenli bir patika var. Kısa sürede ekibimiz ikiye ayrıldı. Sevinç, Ahmet ve Fatih öncü ekibi oluşturup gözden kayboldular. Biz baba kız arkayı toplamaya başladık.
12:40 gibi zirveye biz de vardık. Bakmayın suratımın çarşamba pazarı gibi durmasına bu resmin çekildiği an hayatımın en mutlu anlarından birisi. Sevinç ile Bengi zirve defterini inceliyorlar.

Zirve'de bir baba kız resmi daha. Yanımızda Fatih duruyor. Diğerleri de bizden iki dakika sonra gelen büyük bir Bulgar grup.

Zirve'den dönüşümüz çıkışımız kadar uzun sürdü ve akşam saat 18:30 gibi kampa varabildik. Bu arada bizi merak eden Ahmet aramaya çıkmıştı bile.

1 Ağustos sabahı nefis bir havada kampın "kıyısında" kahvaltımızı yapıyoruz. Havanın bir saat içinde bozup şimşekler ve dolu yağdıracağını kesinlikle anlama imkanımız yoktu.
3350 metredeki kampı yağmur altında toplayıp doğruca ilk çıktığımız yaylaya inmeye başladık. Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin derler. Doğruymuş, resimde Sevinç yiyecek naylonunun dibine düşmüş susamları yemeğe çalışıyor...
Sonunda 2150 metredeki Olgunlar yaylasına dönmüştük. Köprünün hemen solunda duran bina aslında bir lokanta ve istek üzerine yöresel yemekler yapıyorlar. Nedense bayır aşağı en hızlı ekip birden Bengi ile ben olmuştuk. Bunda saatlerdir bir şey yememiş olmamızın da etkisi vardı herhalde. ve.. mutlu an... Mıhlamalarımızı beklerken ne bulursak yiyiyoruz. Ama mıhlama çok ağır geldi. ertesi gün öğlene kadar bir şey yiyemedik. Gene de güzeldi.