160 Sayfa
BİR HARF YAYINLARI
0212-511 99 55
www.birharf.com

Satın almak için www.yenisayfa.com.tr

 

Haldun ve Şengül aynada göründükleri gibi

KİTABIN GİRİŞ BÖLÜMÜ

Boşanmak, sevgiliden ayrılmaya hiç benzemeyen ve insanın en çok zorlanacağı olaylardan biri. Çünkü evlilik tam anlamıyla bir kurum. Nikahta imza attığınız zaman sadece bir kadının kocası değil, yeni tanıştığınız insanların damadı, bacanağı, eniştesi oluyorsunuz. Başkaları da sizin kayınpederiniz, kayınvalideniz, baldızınız, kayınbiraderiniz ve yeğeniniz oluyorlar. Gitmeler, gelmelerle yeni bir yaşam biçimi oluşurken, aralarından bazılarını da gerçekten sevmeye, onların yakını olmaktan gurur ve sevinç duymaya başlıyorsunuz. Karınızla boşanmaya giderken bile bu insanlarla aranızdaki sevgi ve dostluk sarsılmayabiliyor. Ama mahkeme günü geldiğinde sadece karınızı değil, (mecburen) hepsini birden boşuyorsunuz. Bacanağınızla kafa çekip 'Dönülmez Akşamın Ufkunu' söylemeler, kayınvalidenizin yaptığı nefis sütlaçlar, patates köfteleri, baldızınızla mutfakta salata doğrarken ki küçük aile dedikodularınız, küçük yeğenlerle bilgisay arda oynadığınız ve yenildiğiniz iddialı oyunlar, "evladım sizin çöp verginizi de yatırayım" diyen kayınpeder bir anda geçmişte kalıveriyorlar. Sadece bir eşten değil sizi destekleyen, kollayan tüm bir sistemden ayrılıyorsunuz. Bu oldukça kötü bir durum, çünkü Türkiye'de hala tanıdıklarınız kadar güçlüsünüz. Bir başka açıdan da kendi öz tanımınızı yitiriyorsunuz ve ortada "Yahu ben kimdim?" diye dolanıp duruyorsunuz. Bu tanımı yerine koyabilmek ve arzu ettikleri desteği tekrar eski seviyesine çıkarabilmek için sonunda pek çok kişi kendilerine yeni kayınpederler, yeni baldızlar, yeni bacanak ve yeğenler bulmak zorunda kalıyorlar.

Boşanmanın bir başka ciddi şoku da paylaşılan her şeyin artık paylaşılamayıp ortadan ikiye bölünmesi. Bunlar kitap, kaset, CD gibi çok sayıda olan nesnelerse azalarak bir bölümü hala sizde olabiliyor. Eğer araba ve ev gibi genelde her ailede birer tane bulunan varlıklardansalar hem siz hem de eşiniz bu badireden fakirleşerek çıkıyor. Boşanmaların bu yoksullaştırıcı etkilerinin insanlarda çok ciddi travmalar yarattığı da bilinen gerçekler arasında.

Ancak ne olursa olsun boşandığınız zaman yaşamınızda "rutin" sözcüğünün anlamı ciddi ciddi değişiyor ve ister iyiye, ister kötüye ama mutlaka yepyeni ufuklara (mecburen) yelken açıyorsunuz.

SEKS

Allah insanın erkeğine hiç sonu gelmeyecek bir dürtü vermiş ve durmadan hanımlarla ilişkiye girmesini zorunlu kılmış. Çünkü, canlılar arasındaki doğal seçilme süreci içinde üreme içgüdüsü zayıf olanlar daha güçlü olanların karşısında yok olmuşlar. Bu türlerin yok olma işi de öyle böyle değil; şu ana kadar (Yani son 500 Milyon yıl içinde) dünyaya gelmiş bütün türlerin sadece ama sadece % 0.5'i hala dünya üzerinde. Bu demek ki insan olarak sahip olduğumuz üreme iç güdüsü hiç de azımsanacak boyutta olmamalı.

Erkek olarak ergenliğe erdikten sonra ölene kadar onu bunu düzebilmek için kafası koparılmış tavuk gibi ortada koşturup duruyoruz. Bilirsiniz otobüslerde küçük liseli kızlara sarkıntılık eden sapık dedeler vardır. Aslında onlar sapık falan değillerdir. Çünkü sapmak fiili, hani herkes şu yöne giderken sizin kalkıp bu yöne gitmenizi, yani yoldan sapmanızı, çıkmanızı anlatır. Sapık olduğu iddia edilen o dedecikler ise duygusal açıdan aslında son derece normal insanlardır, doğa bir şey emretmektedir onlar da bu emre karşı çıkacak gücü kendilerinde bulamamaktadırlar ve mecburen... artık ne yapsınlar?

Her neyse, Eğer karşıma birileri, ama evrensel anlamda çok güçlü birileri çıksaydı ve deseydi ki "Yahu kardeşim, yeni bir projeye başlıyoruz ve erkek cinsini yeniden tasarlayacağız, senin de fikirlerini almaya karar verdik." Ben de hiç tereddüt etmeden "Valla tasarım hiç de fena sayılmaz, ne de olsa milyonlarca yılda geliştirilmiş ama ne olur şunun bir yerine bir tane küçük şalter koyun, canı istemediğinde çıt! diye kapatsın ve huzur içinde yaşasın. Hani gerçekten ortaya çok hoş bir fırsat, olanak, artık olayı nasıl değerlendirirseniz ondan çıkarsa da aynı kolaylıkla pıt! diye sistemi yeniden çalıştırabilsin. O zaman boşanan adamlar için hayat ne kadar keyifli olurdu! Belki inanmayacaksınız ama kadınların içlerinde bir yerlerde aynen böyle bir şalter var. Aylarca hiçbir cinsel etkinlikte bulunmadan yaşayabiliyorlar (Evliyken bunu tespit etmiştim). Hiçbir zaman kadınlar erkekler gibi cinsellik arzulamıyorlar. Cinsellik onlar için hayat boyu kendilerine yardım ya da hizmet edecek erkeği bulmak (tavlamak) ve elinde tutmak için bir araçmış gibi duruyor. İlişkilerde sırf bu şalter mevzuundan dolayı kadınların erkeklerden ne kadar güçlü olduğu ortaya çıkıyor. Soğuk ve ağır bunalımlı ve de taze ayrılıklı bir Ocak gününü hiç unutmam. Çok sevdiğim bir hanım dostum, öğle yemeğinde yaşadıklarımın son ayrıntılarını da öğrendikten sonra bu ilişkilerden fazlasıyla hırpalandığıma karar vermiş (kendisine aynen katılıyordum) ve yaza kadar şöyle iyisinden bir kafa dinlememi, kadın madın bulmamamı önermişti. İçimden "Ne yazı be güzelim, ben Cuma'ya kadar ne yaparım diye düşünüyorum" demiştim.

Evet, artık Boşanan Adam öykülerimize başlayabiliriz. Tahmin edeceğiniz gibi Boşanan Adam da her sağlıklı boşanmış erkek gibi mırnav mırnav sokaklara düşmüş ve malum arayışlara başlamıştı.

   

 

Boşanan Adam ile ilgili bir röportaj:

Haldun Aydıngün'ü yaşı 30'un üzerinde olanlar bir dönem Cumhuriyet Dergi'de yazdığı Gezi ve doğa yazılarından tanırlar. Şu anda da pek çok dergide uzak ülkelere yaptığı gezileri, tırmandığı dağları eşi Şengül ile birlikte yaptıkları arkeoloji gezilerini yazmaya devam ediyor.

"Dünya kadınların bacaklarının arasından açılmıyormuş"

Güzel bir İstanbul sabahında karşımda oturan 40'lı yaşlardaki çift ile buluşma nedenimiz ne dağlar, ne uzak ülkelere yaptıkları geziler ne de arkeolojik kazılar. Haldun Aydıngün'ün yazdığı "Boşanan Adam" adlı kitabı. Açıkçası çizdikleri tablo ile oldukça çelişen bir kitap gibi duruyor.

Eşiniz bu kitabı okudu mu?

Bir solukta okuduğum kitap İstanbul'da yaşayan, 40'larına yaklaşırken çok uzun ve çevreden de ideal olarak gösterilen bir evlilikten boşanmış, küçük bir kız çocuğun sorumluluğunu da taşımaya özen gösterirken bir yandan da hayatını yaşamaya çalışan bir erkeğin anıları gibi geldi.

- Kitabın açılış öyküsü olan Masaj Salonu en beğendiğim bölümlerden birisiydi. Oldukça da cinsellik içeriyordu. Boşanmış bir erkeğin hayatında seks bu kadar önemli mi?

- Garip ama öyle, seks gerçekten büyük bir önem kazanıyor. Hem de ne zaman? Tam siz ortada partnersiz kaldığınızda. Doğa erkeklere hiçbir zaman doymayacak bir cinsel dürtü vermiş. Bu nedenle de kendimizi sık sık tatsız durumlarda buluveriyoruz. Bir yandan da "Dünyanın kadınların bacakları arasından açıldığı hissinden de kurtulamıyorsunuz.

- Kitabın bir yerinde "erkekleri yeniden tasarlamak mümkün olsaydı, bir yerlerine bir açma kapama düğmesi koyardım" diyorsunuz.

- Evet, o günlerde bir Ocak ayıydı, bir hanım arkadaşım "Yahu yaza kadar bir ilişkiye girme de biraz kafanı topla" diyordu. Son derece de haklıydı ama ben değil yaza kadar Cuma'ya kadar bile ne yapacağımı bilemiyordum. O dönemde içimdeki tüm cinselliği durduracak bir şalter olsa gerçekten çok rahat ederdim.

- Kitabın arkasında, burada yazılı olanların yaşadıklarınızdan, duyduklarınızdan, düşündüklerinizden ve uydurduklarınızdan oluştuğunu belirtmişsiniz. Acaba bu bir kaçamak için açık kapı bırakma taktiği mi?

- Aslında değil. Çünkü amacım hatıralarımı yazmak değildi. Ama tabii ki kendi yaşadıklarımdan da çok büyük yararlanmalar var. Örneğin sözünü ettiğim boşanma benim kendi boşanmam değil. Ama anlatmak istediklerimi çok iyi veren bir olay olduğu için aldım.

- O zaman bunlara kurgu öyküler diyebilir miyiz?

- Öykü de değiller. Her birinde çok hakiki bir şeyler anlatmaya çalıştım. Benim ve de başka insanların yaşadıkları olaylara çok fazla dayandırdım. Zaten okuduğunuzda bazı garip olayların ancak insanın başına gelebileceğini, oturduğu yerden hayal edilemeyeceğini anlıyorsunuz.

- Kitapta önemli dozda bir hüzün sezinledim, bunun nedeni nedir?

- Aslında hüzün sözcüğünü hiç düşünmemiştim ama haklı olabilirsiniz. Onca yıl bir aile düzeni kurmaya çalıştıktan sonra bir anda hepsini kaybedivermek insanı çok sarsan bir deneyim. Burada aile derken sadece bir eş ve çocuktan söz etmiyorum. O eşle birlikte gelen geniş bir insan topluluğundan ve onlarla yıllar içinde geliştirdiğiniz dostluklardan, yardımlaşmalardan bahis ediyorum. İşte bütün bunların bir anda kaybı insanda gerçekten büyük bir boşluk duygusu yaratıyor. Yerine yenilerinin konması da gerçekten uzun bir zaman alıyor.

- Kitap kahramanımız Boşanan Adam bir ara Rusya'da para ile de seks arıyor ve Nataşa konularına giriyor. Ancak sonuç pek de keyifli olmuyor.

- Aynen orada yazdığı gibi, yani bazı olaylar uzaktan görüldüğü gibi olmuyorlar. Benim bu kitabı yazmamdaki en önemli amaçlardan birisi de diğer erkek dostlarıma şu mesajı verebilmekti; hayat her zaman size pompalanan sözüm ona gerçekler gibi olmuyor, çok güzel, gencecik bir kızla bir odada yalnız kalabilir, teknik olarak "başarılı" da olabilirsiniz ama gene de büyük bir mutsuzluk hissedebilirsiniz. Bunlar pek söylenmeyen gerçekler. Birilerinin bunları anlatması, yeniden yeniden altını çizmesi gerekiyor.

- Ben bir bayan olmama rağmen, bu yazılar benim de hoşuma gitti.

- Bence bu çok doğal, çünkü erkeklerin nasıl olmak istediklerini değil, aslında nasıl olduklarından söz ediyor. Para ile aşk aramak hiç azımsanmayacak kadar çok sayıda erkeği mutsuz eden bir durum.

- Peki o dönemde bayanlar tarafından çok rahatsız edildiniz mi? Çünkü kitapta bu konu ile ilgili hiçbir ayrıntı yok.

- Eğer gece yarıları gelen telefonlardan falan söz ediyorsanız anlatacak çok fazla bir maceram olmadı.

- Anlaşıldı, bu yönden sizden fazla bir malzeme çıkmayacak (gülüşmeler). Biraz da kızınızdan, ya da kitaptaki adıyla Yeşim'den söz edelim. Onu evliliğinizi kurtarmak için mi doğurdunuz.

- Aslında biz erkeklerin çoğunun içinde çocuk arzusu yoktur. Benim isteğim yaşımın artık kemale ermiş olması bir de Annemlerin torun için yanıp tutuşuyor olmalarından kaynaklanıyordu.

- Peki hiç pişman oldunuz mu?

- Kesinlikle hayır. Bir saniye bile pişman olmadım. İlk doğduğu andan itibaren onun sevgisini tam hissedebilmek için her türlü bakımına da zevkle katıldım. Şu anda gerçek hayattaki kızım Bengi 15 yaşında ve birlikte olmaktan en çok keyif aldığım insanlardan birisi.

- Kitabın ilginç öykülerinden birisi de Küçük bir kız Akmerkez gibi bir yerde sıkıştığında hangi tuvalete götürülmesi gerektiği üzerine olanı.

- Çok güzel bir şehir düşünün, her yanı dört dörtlük ama kaldırımlarında sakat arabaları için eğimler yok. Eğer sakat değilseniz bu eksikliği hiç fark etmiyorsunuz. Ancak bir kez o özel duruma düşerseniz şehrin bir anda kezzap kıvamında bir yer olduğu gerçeği ile baş başa kalıyorsunuz. Küçük bir kız çocuğunu tuvalete götürmenin, bir erkek olarak, ne kadar büyük bir sorun olduğunu ilk kez başıma gelince fark ettim. - Oysa kadınlar küçük oğlan çocuklarını kadın tuvaletlerine götürürler değil mi?

- Evet, bu o kadar doğal bir şeydir ki ne kimse fark eder ne de yadırganır.

- Bir de kitapta ısrarla altını çizdiğiniz "Çıtır Sektörü" var. Bunu biraz açar mısınız?

- Olgun erkeklerin genç kızlardan hoşlanması çok bilindik bir durum. Doğa açısından siz erkek olarak kaç yaşında olursanız olun tohumlarınızın 20 yaşında bir rahme düşmesi sizin açınızdan büyük bir avantaj. Ama şu anki dünyamızda bunun erkeklere çok büyük bedelleri oluyor. "Ben elimi buruşuk tene sürmem abi" diyenlerin sonradan ellerinin nasıl yandığını bizzat gördüm. Hiç de keyifli bir olay değildi.

- Anlaşmazlıklar mı oluyordu.

- Oluyordu tabii. Sağlıklı bir ilişkide bazı dengeler olması gerek, ortak bir kültür, benzer bir kafa yapısı gibi. Yaşamın hiçbir sahasında size yaklaşamayacak bir insanın sırf size çok genç bir beden sunuyor diye bir sürü taviz koparmaya çalışması işleri içinden çıkılmaz hale getiriveriyor. Bir de gerçekten birbirlerinin dillerini anlayamama sorunu oluyor. Benim için daha dün olmuş bazı olaylar, örneğin Kıbrıs Çıkarması, şimdiki gençler için tarih kitaplarından bir sayfa.

- Bu yüzden mi Şengül Hanım'la evlendiniz.

- Evet. Hatta o dönemde erkek çevremde bu evliliğe şaşıranlar, hatta itiraz etmeye çalışanlar bile oldu. Ama aynı yıllarda çocukluğumuzu geçirmiştik, birbirimize verebileceğimiz çok birikimimiz vardı, yıllar içinde bunları verebildik te, dolayısıyla çok keyifli bir beraberlik kurabildik. Zaten o elini yakan arkadaşım da sonradan biz yaşlarda çok hoş bir hanımla birlikte olmaya başladı. Yani dersini iyi almış.

- Demin sohbet sırasında Şengül Hanım'ı istemeye giderken yanınızda kızınızı da götürdüğünüzü söylediniz. Bu nasıl oldu?

- Kızımı uzak tutacak, ya da kızımdan utanacağım hiçbir ilişkiye hayatımda yer vermemeye kararlıydım. Annesi de aynı şekilde hareket ediyordu. Bu nedenle bir aile beni damatları olarak kabul edecekse ne durumda olduğumu iyi bilmeleri gerekiyordu. Baştan bir kere böyle başlanınca da hiç sorun çıkmadı diyebiliriz.

- Gene kitapta bir bölüme gelmek istiyorum; Yeşim Boşanan Adam'a yuvadaki çocuklardan birinin annesini ayarlamaya çalışıyor. Çocuk için bu sarsıcı bir durum olmuyor muydu?

- Kitapta hep altını çizdiğim noktalardan birisi "Tabii ki birbirleriyle çok iyi geçinen bir anne baba ile aynı evde büyümenin" en iyi seçenek olduğu ancak bunu sağlayamıyorsanız hala bir şeyleri farklı yapabileceğiniz. Örneğin Boşanan Adam o çalkantılı günlerinde iç sıkıntıları ile baş edemediğinde bunu kızına açık bir dille ifade ediyor. Çünkü kızının "Babam acaba neden mutsuz, beni artık sevmiyor mu?" diye endişelenmesinden korkuyor.

- Peki Yeşim annesinin yerine başka kadınların gelmesini kıskanmıyor mu?

- Annesi her zaman annesi olarak kaldığı için böyle bir sorun olmuyor.

Kitap basında bir miktar ses getirdi

Picus Dergisi Haziran 2005 sayısında en çok satanlar listesine koydu. >>>>

Tempo dergisinin 25-31 Mayıs 2005 sayısında kitapla ilgili küçük bir yazı çıktı. >>>>


9 Aralık 2005 günü Kanal Türk'teki Kadınlar Kulübü adlı gündüz kuşağı kadın programlarından birine davet edildim.

Program yapımcısı Berrin Şeker Civil kitabımı okumuş ve çok beğenmişti. Bir saat boyunca kitap sık sık ekrana geldi.