|
190 Sayfa
19 Yaşında, yakışıklı, hafif bıçkın, kızlarla arası iyi, fazla derin konulara ve siyasete kafa yormayan, mutlu mesut sıradan bir İstanbul delikanlısı bir gün gelecekteki dünyayı bütünüyle değiştireceğini öğrense neler yapardı? Kent meydanında 50 metre yüksekliğindeki kendi heykeliyle karşılaşsa neler hissederdi? İnsanların onun için hiç çekinmeden ölüme gittiklerini gördüğünde buna nasıl dayanabilirdi? Günümüz
İstanbul'unda orta sınıf bir ailenin içinde başlayan öykü yüzlerce yıl
öteye gidip bir ölüm kalım savaşına, iyilik ile kötülüğün sonsuz mücadelesinin
tam ortasına adeta "ışınlanıyor". "…Tek başına yükseliyordu. Son basamağa geldi. Yalnızdı. Önünde tapınağın ana kapısı duruyordu. Olduğu yerde arkasına döndü ve yüz binlerce insana son kez elini salladı…"
|
XP ya da Her Şeyin Bedeli Yayınlanmış beşinci bilim kurgu kitabım. Kitabın başlangıcı: Burç'un ıslığı dudaklarında donup kaldı; karşısında, en fazla beş metre ötesinde, eli tabancalı biri duruyordu. Açmış olduğu pantolon fermuarını yavaşça kapadı. Gözleri karanlığa alışmamıştı, hiçbir ayrıntısını göremediği bir gölgeye bakıyordu. Bir an geri dönüp hızla kaçmayı düşündü, ama çocukken gördüğü kabuslardaki gibi bacakları sanki kütük kesmişti. Hani insanın arkasından ayak sesleri gelir ama siz bir türlü hızlı gidemez ya, işte tam ona benzer bir durumdaydı. Niçin bu kadar korktuğunu düşündü; Türkiye gibi bir ülkede silah görmeye daha çocuk yaşlardan başlayarak alışılıyordu. Maçlarda insanlar sokaklardan, balkonlardan takır takır havaya ateş edebiliyorlardı. Askerler, polisler hep silahlı dolaşıyordu. Ayrıca delikanlılık raconu, arkadaşlarıyla bir yerlerden tabanca bulup Belgrat ormanlarının arka bir yerlerinde atış yaptıkları da olmuştu. Ama hiçbiri şu andaki korkusunu azaltmıyordu. Çünkü karşısındaki eli tabancalı gölgenin niyeti hakkında en ufak bir fikri bile yoktu. Bir an kendine acıdı; daha on dokuzuna yeni girmişti ve köpek gibi gebertilmek için fena halde genç olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden soğuk kanlı olmalıydı; dikkatini karşısındaki gölgeye vermeye çalıştı. Bir erkeğe ait olduğu kesindi. Arkasından geçmekte olan geminin ışıklarıyla ayrıntıları biraz daha belli olunca kalıplı sayılabilecek bir yapıda, saçları tam (demek ki çok yaşlı değildi), yumuşak yüz hatlarına sahip biri olduğunu fark etti. Ama sahneyi daha da korkunç yapmak ister gibi silahlı gölge hiç kıpırdamadan duruyordu. Burç sadece birkaç metre yukarısında ve on metre kadar arkasında akıp gitmekte olan Boğaz trafiğini, Rumeli Hisarın hafif bohem ve neşeli kalabalığını düşündü. Hem çok yakındılar hem de çok uzak. İçlerinden biri şuraya geliverse olmaz mıydı sanki? Biraz daha dikkatli bakınca gölgenin ayaklarının suyun içinde olduğunu gördü. Biraz önce geçen büyük geminin dalgaları gelmiş tatlı tatlı sahile vurmaya başlamıştı. Şimdi karşısındakinin pantolon paçaları da fena halde ıslanıyordu. Gölgeden ilk ses küçük bir hıçkırık olarak geldi. Tabancayı tutan sağ kolu da havada titriyordu. Burç biraz rahatlayıp ince uzun müzisyen ellerini ayna karşısında tam bir saat kasarak tek tek jölelediği saçlarına götürdü. Normalde böyle bir hareketi hiç yapmazdı ama zaten şu anda durum hiç de normal sayılmazdı. Arkadan bir yerlerden bir ışık geldi geçti ve gölgenin yüzü ilk kez aydınlandı. En fazla kendi yaşında birisiydi ve ağlıyordu. Tabancayı da Burç'a doğru değil yavaşça kendi başına doğrultuyordu. Burç içinden
"Bir intihar vakası" deyip derin bir nefes aldı. Elinde olmadan
yüzüne bir rahatlama yayıldı. Bu arada gölge sol elini, yani tabancayı
tutmayan elini Burç'a uzatmış, "dur" işareti yapıyordu. Titreyen
bir sesle "git buradan!" dedi. Sesi tehdit anlamında değil,
çaresiz bir yalvarma gibi çıkmıştı. Burç'un merakı biraz önceki korkusunu
çoktan alıp götürmüştü. Yeniden, evde körelen kalemini falçatayla açan,
okulda bazı hocaların sevgilisi, bazılarının da kelimenin kriminal anlamında
belalısı genç adam haline gelmişti. Avını ürkütmekten korkan bir avcı
gibi küçük bir adımla yaklaştı. Elini dostça uzattı. "Ya
tamam kendini vuracaksın, bari üç beş kelimeyle bana anlat." Gölge elinde
olmadan gülümsemeye başlamıştı. "Harikasın,
benim adım da Yankı. Sadece Yankı de, soyadımı ittiret. Şu hisarın üzerindeki
okulda işletme okuyorum, ya da okuyordum diyeyim ve bu boktan dünyayı
bir an önce terk etmeye niyetliyim." |
Cumhuriyet KİTAP'ın 8 Mart 2006 sayısında XP romanımla ilgili benimle yapılmış bir röportaj yayınlandı. |