ARKEOLOJİ
Sagalassos: Unutulan kent
Kazı çalışmalarına 1990'da başlanan Burdur Akdağ'daki Sagalassos, 6
yıl sonra çalışmalar bittiğinde binlerce yıllık uykusundan uyanıp eski
görkemine kavuşacak.
1990 yılında Belçika'nın Leuven Katolik Üniversitesi'-nden Prof. Dr.
Mare Waelkens başkanlığındaki bilimsel bir heyet, Burdur ili sınırları
içerisindeki Batı Toros Dağları'nın kollarından biri olan Akdağ üzerinde,
1700-1450 metreler arasında yüzlerce yıldır toprak altında kalmış bir
kentin kazılarına başladı. Antik dönemlerde Pisidia olarak adlandırılan
coğrafi bölgenin önemli kentlerinden Sagalassos'tu bu kent. 1999 kazı
sezonuyla birlikte Sagalassos kazılarının onuncu yılı dolarken, kazı
başkanı Mare Waelkens'in de Türkiye'deki çalışmalarının otuzuncu yılı
tamamlanıyordu...
Ülkemize ayak bastığı 11 Temmuz tarihini Türkiye'deki doğum günü olarak
kabul eden Prof. Dr. Mare Waelkens, daha altı yaşında iken okuduğu "Truva
atı" hikâyesinden çok etkilenmiş, o yaşta ileride arkeolog olup,
Türkiye'de kazı yapmaya karar vermiş. 21 yaşında arkeoloji öğrencisi
olarak geldiği ülkemizi otuz yıl içerisinde karış karış dolaşmış, birçok
kazıda görev almış. 1986'da Prof. Dr. Stefan Mitchell'le Sagalassos'ta
yüzey araştırmasına katılmış ve ancak kartalların ulaşabileceği
yükseklikteki dağların üzerinde kurulmuş antik kentle hemen aşağıda uzanan
yemyeşil ovanın görüntüsünden çok etkilenmiş.
Böylesine bakir kalabilmiş bir antik kent kolaylıkla ayağa da
kaldırılabilineceğinden, sonunda kazı başkanı olarak çalışacağı yeri
bulduğuna karar veren Prof. Dr. Waelkens, Türk hükümetinden izin alarak
uluslararası bilimsel bir heyet kurup kazılara başlamış. Arkeologların
yanı sıra, inşaat kökenli mimar, mühendis, peyzaj mimarı ve restoratör,
yer bilimlerinden jeolog ve jeomorfolog, ziraai toprak mühendisleri ve
yeni bilim dallarından arkeobotanist ve arkeozoolog gibi bir çok
disiplinden oluşan ikiyüzü geçen (şu anda ülkemizde yapılan en kapsamlı ve
kalabalık arkeolojik çalışma) bu heyet on yıl içerisinde (bir kazı için
çok kısa sayılabilecek bir süredir) Sagalassos antik kentinin büyük
bölümünü ortaya çıkarıp bazı yapıları ayağa kaldırmayı başarmış.
Waelkens'in araştırmalarına göre; Sagalassos'un yakın çevresindeki ilk
insan izi İÖ 12 bin yılına ait. İlk tarımsal faaliyetler İÖ 6. binde,
bugünkü Sagalassos'ta ilk yerleşimler ise İÖ 3. binde olmuş. Psidialılar
bölgeye İÖ 1600'lerde geldiyse de şehrin adını tarihin yazabilmesi için 13
asır daha bekleyip İskender tarafından kuşatılması gerekmiş. Savaş o günün
ölçülerine göre oldukça kanlı geçmiş, 500 kişi ölmüş. Sagalassos
Helenistik dönemde (İÖ 333-25) Psidia bölgesinin en önemli ikinci kenti
haline gelmiş. Egemenliğin İÖ 25 yılında Roma'ya geçmesinden sonra İS I.
yüzyılın ortasında Psidia bölgesinin en önemli ve büyük şehri olmuş ve İS
III. yüzyılın başına kadar mimari yönden en parlak devrini yaşamış. Bu
uygarlığa İS VII. yüzyıldaki büyük bir deprem son vermiş. Şehir bu
depremde bütün yapılarını ve halkının büyük bir bölümünü kaybetmiş.
Kalanlar da, depremin ardından su kaynaklarının kapanması ve baş gösteren
vebadan daha da kırılmışlar. Bütün bunlar yetmezmiş gibi aynı tarihlerde
Arapların Anadolu'ya ilk saldırıları da başlamış. Sonuçta kalanlar, bütün
bu olayların üstesinden gelemeyerek kenti tamamen terk etmek zorunda
kalmışlar. Aradan geçen yüzlerce sene içinde Sagalassos tamamen unutulmuş.
Zaman içinde dağlardan inen toprak kaymaları kentin üzerini iyice
kapatınca kalıntılar günümüze dek doğa tarafından korunmuş.
Geçmişteki bütün acı olaylar, asırlar sonra kenti ortaya çıkarmaya
çalışan bilimsel ekip için büyük ölçüde şans olmuş. Binlerce yıl unutulan
Sagalassos'un dağlık arazideki yüksek konumu sayesinde, yapı taşları başka
yerlerde kullanılmak üzere götürülememiş ve terk edildiği günkü haliyle
kalmış. Bu sayede kazılar sırasında ortaya çıkarılan yapıların neredeyse
tüm parçaları ele geçmeye başlamış.
Sagalassos'ta kazılar sonrasında kentin önemli yapıları olarak; Dor
tapınağı (İÖ I. yy), Geç Hellenistik çeşme (İÖ I. yy), Neon Kütüphanesi
(İS II. yy), 200 kişilik Meclis Binası (Bouleuterion İÖ 125-100), yukarı
ve aşağı agoralar (İÖ II. yy), Heroon (Augustus dönemine ait Büyük
İskender'e atfedildiği sanılan kahramanlık anıtı İS 14), Apollon Klarios
Tapınağı (İS 0-20), Antinius Pius Tapınağı (İS 120-140), Antoninler
Çeşmesi (İS 161-180), Roma Hamamı (İS II. yy), 9 bin kişi kapasiteli
tiyatro (İS II. yy) ve 40 kişilik halk tuvaleti gibi yapılarının varlığı
tespit edilmiş.
Neon Kütüphanesi ve Geç Hellenistik Çeşme, 1990 yılında başlanılan
kazılarda ilk ortaya çıkartılan mekânlar. Yapıların parçaları neredeyse
eksiksiz olarak ele geçtiğinden hemen ardından restorasyon çalışmalarına
karar verilmiş. 1992 yılından itibaren hızlanan bu çalışmalar Mimar
Restoratörler Semih Ercan ve Teresa Patricio tarafından yürütülerek 1997
yılında sonuçlanmış ve her iki yapı ayağa kaldırılmış. Bu arada Geç
Hellenistik Çeşme'nin kapanan su havzası yeniden akıtılarak yapıya tekrar,
özgün çeşme fonksiyonu kazandırılmış. Toroslar'ın binlerce yıllık suyu
yüzyıllar sonra yeryüzüne kavuşmuş.
1997'den itibaren Sagalassos kazı ve restorasyon ekibinin
çalışmalarının ağırlığı Yukarı Agora bölgesine kaymış. Yaşanıldığı
dönemlerde kentin en önemli merkezi olan Yukarı Agora'nın kuzeyinde,
görünümü adeta bir tiyatro sahnesi cephesine benzeyen 28 m uzunluğunda, 9
m yüksekliğinde, zengin motiflerle bezenmiş ve taçlandırılmış görkemli
"Antoninler Çeşmesi" son yıllarda restorasyonuna en fazla ağırlık verilen
yapı. Yaklaşık 6 yıl daha süreceği sanılan bu yapının restorasyonu da
Semih Ercan tarafından yürütülüyor. Çeşme cephesindeki nişlerde Afrodisias
ve Afyon İscehisar'da yapılmış çeşitli büyüklüklerde heykeller yer almış.
Bu heykellerden ikisi Tanrı Dionisos'a ait. Antoninler Çeşmesi'nin suyunun
Hellenistik çeşmeden gelen su ile bağlantılı olduğu kazılarla anlaşılmış.
Çalışmalar, Antoninler Çeşmesi'nin orijinalindeki görünümüne kavuşması
yönünde hızla devam ediyor. Anıtsal heykelleri ve antik dönemlerdeki gibi
istiridye motifli bir niş içerisinden aşağı doğru akan şelalesiyle
ülkemizdeki en görkemli antik yapılarından biri olma özelliğini kazanacak
olan çeşmenin havuz şeklindeki su havzası doldurularak antik dönemlerin
güzelliği gözler önüne yeniden sergilenecek.
Yukarı Agora bölgesini ayağa kaldırma projesinin ikinci ağırlık noktası
Heroon. 13 metre yüksekliğindeki Heroon'da (Kahramanlık anıtı) müthiş
güzellikte bir friz yer almış. Friz üzerinde ellerinde tuttukları püsküllü
örtülerle birbirine bağlı olarak dans eden kadınlar kıvrımlı elbiseler
içinde Hellenistik üslubu andıran bir işçilikle işlenmiş. Heroon'un
restorasyonu Ebru Torun Poblome tarafından yürütülüyor.
Sagalassos'un Yukarı Agora bölgesinde yapılan tüm çalışmalar mimari ve
kentsel ölçekte bir bütünlük kazanarak, kentin daha anlaşılabilir ve güçlü
bir sunuma kavuşmasını planlıyor.
|