ANTİK TİYATROLAR


Günümüzden binlerce yıl önce kurulan antik kentlerin kalıntıları, o dönemin mimari görkemini, sanatını ve kültürünü bize anlatır. Antik kentlerin en önemli kültür yapıları ise kuşkusuz tiyatroları. Hemen her antik kentin büyük ya da küçük bir tiyatroya sahip olması, antik çağlardaki kültür düzeyinin yüksekliğini göz önüne serer. Bugün ülkemizde yüze yakın antik tiyatro yapısının ayaktaki kalıntıları yanında, toprak altında kalmış bir o kadarının daha olduğu sanılıyor.Antikçağ insanları için hayvan dövüştürmek (özelikle horoz dövüşleri), satyr dansları yapanları izlemek, şarkı söylemek, şiir okumak ya da edebi söylemler yapmak sosyal bir etkinlikti.

 İlk tiyatrolar orkestra adını alan yuvarlak bir mekân etrafında ahşap sıraların yerleştirilmesiyle oluşmaya başladı. Daha sonraları tragedyaların ortaya çıkmasıyla, arkası kapalı bir sahne gerekti. Tiyatrolarda ilk oyunlar, şarap tanrısı Dionysos'un şerefine yapılan şenliklerle ilgiliydi. Bu şenliklerde teke postu giymiş insanlar bir arada şarkı söyler ve dans ederdi. Tragedyanın asıl doğuşu, MÖ 543 yılında Thespis adlı yönetmenin sahneye korodan ayrı olarak tek başına konuşan bir oyuncu ilave etmesiyle ortaya çıktı. Giderek oyuncu sayısı arttı. Tiyatro konuları zenginleşti. Dekor ve kostüm önem kazandı. 

MÖ 5. yüzyılda Ege Denizi'nde Perslerle yaşanılan Peleponez Savaşları halkı fakir düşürdü. Ekonomik darboğaz halkın tiyatroya olan ilgisini azalttı. İşte, tam bu sırada önceleri fazla önemsenmeyen komedyalar daha az masraflı olduğundan tercih edilmeye başlanıldı. Neşeli oyunlar halk tarafından ilgiyle izleniyordu. Tiyatroya girmek bugün olduğu gibi biletleydi. Antikçağın biletleri, üzerinde tiyatro maskı olan pişmiş topraktan yapılma madalyonlardı. Helenistik Dönem'de tragedya ve komedyaya gösterilen ilgi, Roma Dönemi'nde yaşam anlayışının değişmesi ve devletin izlediği politika ile doğru orantılı olarak değişti. Tiyatrolarda edebi oyunlar yerini giderek şiddet ve kan içeren gösterilere bıraktı.

Roma İmparatorluk Dönemi'nin gösterilere getirdiği en büyük yenilik, insanların birbiriyle ölümüne çarpıştırıldığı gladyatör dövüşleri, vahşi hayvanlarla insanların ya da hayvanların birbirleriyle dövüştürüldüğü oyunlar (venationes) ve su oyunları oldu. Gladyatör oyunları Roma'nın Anadolu'yu işgali ile yaygınlaştı. Daha çok tutsakların ya da kölelerin birbiriyle veya özel eğitim almış gladyatörlerle ölümüne karşı karşıya getirildiği bu gösterilerde, gladyatörler aslan, kaplan, leopar, ayı gibi vahşi hayvanlar da ölümüne mücadele ediyorlardı.

 Bu oyunlarla ilgili bilgiler kimi zaman kentin tiyatrosundaki yazıtlarda yer alıyordu. Bunun en iyi örneği, Sagalassos Tiyatrosu'na ait bir yazıttır. Yazıtta, Tertullus adlı bir gladyatörün Afrika'dan getirilmiş aslan, panter ve ayı ile mücadele ettiği ve onları yendiğinden söz ediliyor. Aynı türde olayların Selge, Myra, Perge, Ephesos tiyatrolarında da yaşandığı yapılardaki bazı düzenlemelerden anlaşılıyor. Bu tür gösterilerde yırtıcı hayvanların girişi için geniş kapılar, seyircilerin güvenliği için de arenayı çepeçevre saran duvarların yükseltilmesi gerekiyordu. 
Su gösterileriyse bütün bu kanlı oyunların dışında kalan görsel ziyafetlerdi. Özelikle, MS 4. ve 5. yüzyıllarda tiyatroların orkestra çukuru su ile doldurulup büyük havuzlar elde edilirdi. Tarihteki büyük deniz savaşlarının canlandırıldığı kayıklı gösterilerin dışında bir diğer gösteri türü de su içinde güzel yüzücü kızların senkronize hareketleriydi. Anadolu'da Myra, Ephesos ve Nysa, Hierapolis gibi kentlerin tiyatro tabanlarının bu tür oyunlar için mermerle kaplandığı, suyun doldurulması ve boşaltılması için de gerekli su kanallarının yapıldığı biliniyor. Anadolu'da Helenistik Dönem'de tiyatroların sırtı dağ yamaçlarına (Pergamon, Ephesos, Antiphellos, Limyra, Kyaneai, Laodikeia) dayalıydı. Roma Dönemi'nde de Alabanda, Kibyra, Ephesos, Miletos, Myra gibi birçok kentin tiyatrosunun yeniden onarılarak kullanıldığı; yeni bir tiyatronun yapımına karar verildiğinde ise, Helen tiyatrosundan farklı olarak geniş bir düzlükte, yamaca dayanmadan, yarım daire oluşturacak şekilde Aspendos ve Side tiyatroları örneğinde olduğu gibi tasarlandığı görülüyor. Tiyatronun inşa planının temel öğesi oyunların sergilendiği orkestraydı. Kavisli biçimiyle seyirci oturma yerleri, yapının diğer önemli bölümüydü. Sahne binası ise orkestranın önünde seyirci oturma bölümünün karşısındaydı. Bilinen en eski sahne binası hâlâ ayakta kalabilmiş Priene Tiyatrosu'ndadır. Roma Dönemi'ne ait en sağlam tiyatro cephesi ise Aspendos'tadır. Antik tiyatrolar bir seferde en az bin, en fazla kırk bin seyirci alabiliyordu. Bu kadar fazla izleyiciye ulaşmak bugün bile nadir rastlanılan kültürel faaliyetler olarak kabul edilirken, antikçağda olağandı. Helenistik Dönem'den Erken Hıristiyanlık Dönem'e kadar antik kentlerin en önemli yapıları olan tiyatrolar, yaklaşık 1500 yıldır eski görkemini yitirdi. Bunun nedeni, yeni bir dinin ortaya çıkmasıydı. Tek tanrılı yeni dinin ilk inananları, Roma Dönemi'nde şiddetin kaynağı haline gelen bu yapılardaki vahşi gösterilere acımasızca malzeme oluyordu. Sonuçta, yüzyıllarca çekilen zulüm ve acıların simgesi haline gelen anıtsal yapılara nefret duyan halk onları terk etti, lanetledi ve bazen de tahrip etti. Varlık sebebini yitiren tiyatrolar, MS 5. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı, MS 7. yüzyılda ise tamamen terk edildi. 
 

* Şengül G. Aydıngün, arkeolog ve sanat tarihçisi.