|
Anadolu
mezar geleneği içerisinde kaya mezarları ayrı bir özellik
sergiler. MÖ 1. binde hüküm sürmüş Anadolu uygarlıklarına
ait kaya mezarları, oldukça yaygındır. Antik Çağda Karia ile
Pamphylia olarak anılan bölgenin arasında yer alan Lykia'da
(günümüzde Antalya ile Dalaman Çayı arasında kalan bölge),
Anadolu kaya mezarlarının en etkileyicileri bulunmaktadır.
Anadolu'nun en güzel coğrafyalarından biri olan bu bölgenin
kaya mezarları, doğayla eşsiz bir uyum içindedir. Lykia'yı
ünlü kılan da budur.
İlk kez 18. yüzyılın sonuna doğru bölgeye gelen gezgin ve
araştırmacılar tarafından farkedilen Lykia mezar anıtları,
çeşitli yayınlarla dış dünyaya tanıtılmış, o tarihlerden itibaren
yerli ve yabancı bilim dünyasının dikkatini çekmiş ve bir
çok çalışmaya konu olmuşlardır.
Bıraktıkları anıtsal kalıntılardan, dağlık ülkelerinde, dışarıya
kapalı bir hayat sürdürdükleri ve özgürlüklerine düşkün oldukları
anlaşılan Lykialılar, Anadolu'daki çeşitli milletler arasında
daima farklı bir yer tutmuşlardır. Yerel dilleri halen çözülemeyen
Lykialılar, yabancıların hakimiyetine uzun süre karşı koymuş
ve Anadolu'da Roma'ya dahil olan en son eyalet olmuştur.
Lykia halkı, bölgenin son derece dağlık ve ormanlık oluşu
nedeniyle belli başlı şehirlerini ya kıyıya ya da Ksantos
vadisine kurmuştur. Antik dönemdeki nüfusun tüm bölgede 200.000
kişiyi geçmediği sanılmaktadır. Bölge halkının yarattığı uygarlık
izlerindeki taş işçiliğinin kalitesi dikkat çekicidir. Bu
durum özellikle mezar mimarisinde kendisini göstermektedir.
Lykia'nın mezar yapılarının pek çoğu Büyük İskender (MÖ 4.
yüzyıl) döneminden önceye aittir. Adeta birer tapınak görünümde
olan Lykia kaya mezarları, dağların yamaçlarına, insanların
kolaylıkla ulaşamayacağı noktalara oyulmuşlardır. Bölgenin
jeolojik yapısının yumuşak kireçtaşından oluşması, kayaların
kolaylıkla işlenebilmesine olanak vermiştir. Bu özelliğinden
olsa gerek Anadolu'nun hiçbir yerinde Lykia'daki kadar yoğun
kaya mezarına rastlanmaz.
Kaya mezarları genellikle İon düzeninde iki sütun, bir arşitrav
ve alınlık içerir. Sütunlu bölümün arkasında kaya bloğunun
oyularak derinleştirildiği iç cephe, mezar odasına girişi
sağlayan anıtsal bir kapı ile içeri açılır. Mezar odasında
da ölülerin yatırıldığı ve armağanların bırakıldığı taş sedirlerden
oluşan sade mekanlar vardır. Sedirlerin sayısı, mezar odasının
iç mekanının genişliğine göre değişmektedir.
Bazı kaya mezarlarının dış cephelerine, mezar sahibinin özelliklerini
ya da dönemin önemli olaylarını anlatan kabartmalar yapılmıştır.
Kabartmalarda cenaze yemeği olarak bilinen sympozyum sahneleri
sıklıkla görülür.
Mezar kabartmalarında mitolojik figürler ve kahramanlar da
konu alınmıştır. Anadolu efsaneleri içerisinde özgün bir yer
tutan Bellerophon ve Chimaira (Bellerophon adlı kahramanın,
kanatlı atı Pegasus'un yardımı ile ağzından ateşler çıkararak
bölgeye korku salan üç başlı canavar Chimaria'yı öldürmesi)
öyküsü, birçok Lykia kaya mezarında resmedilmiştir.
Bazen mezar yapıları o kadar sıklıkla yapılmışlardır ki uzaktan
bakıldığında dağın yamacına oyulmuş binlerce kuş yuvası izlenimini
vermektedir. Bazı merkezlerde 2000'in üzerinde kaya mezarı
yer almıştır.
Antik çağda Lykia'da mezar kültürü dönemin zenginliğini göstermektedir.
Bu zenginlik mezara bırakılan kıymetli hediyelerin çokluğu
ve çeşidi açısından da kendini göstermiştir. Ancak, mezarların
içindeki kıymetli hediyeler antik çağdaş itibaren soyguncuların
iştahını kabartmıştır. Bu nedenle Lykia mezar yapılarının
üzerinde, bir çok mezar kehaneti bulunmaktadır. Bu kehanetlerde
mezarın tahrip edilmemesi ve başka amaçlarla kullanılmaması
için etkili sözler bulunmakta ve mezara girecek kişinin tanrılar
tarafından cezalandırılacağı anlatılmaktadır. Ne yazık ki,
bu önlemler de, kaya mezarlarının soyulmasına engel olamamıştır.
l
* Şengül Aydıngün,
sanat tarihçi.
|