Ana Sayfaya dönmek için tıklayın

Eskihisar /Osman Hamdi Bey Evi ve Müzesi

Osmanlı Hanedanlığı sıralarında Gebze ve civar köyleri özellikle yönetimin üst düzey kişileri için yazları gelinip kalınan gözde yerler arasında yer almaktadır. Osman Hamdi Bey'in babasının da Eskihisar köyünde bir konağı vardır.

Osman Hamdi Bey 1884 yılından itibaren ömrünün neredeyse tüm yazlarını Eskihisar köyünde geçirmiştir.

Günümüzde Müze olarak hizmet veren Osman Hamdi bey konağı, Eskihisar beldesinin merkez sayılan kısmının batı tarafında, sahile paralele bir yerdedir. Binanın bulunduğu arsa sahile paralel olup, bahçesi ağaçlık ve kuzeye doğru yükselen bir tepe üzerindedir. Köyün batı tarafında yer alan sahildeki köşk ve eklenti binalarına resim stüdyosunu (resimhane) ve kayık barınağını (kayıkhane) yaptırır. Giriş katının ahşap kapılarının tablalarına 1901-1903 yıllarında yaptığı çok güzel çiçek resimlerinin her biri bugünkü tablolarının değeri düzeyindedir.

Köşk ve eklenti binaları 1. Dünya Savaşı sıralarında karargâh komutanının emrine verilmiştir. Atatürk ve İsmet İnönü Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli evrelerinde bu köşkte kalmışlardır. Sonraları Osman Hamdi Bey'in köşkü uzun süre kaderine terk edilmiştir. 1945'de çıkan bir yangın ile üst katı yanmış. Ancak, 1966larda köşk, müştemilat ve korusu Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca tescil ettirilip kamulaştırılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından köşk ve eklenti binaları iki yıl süren onarım çalışmalarıyla bugünkü haline dönüştürülerek müze haline getirilmiştir. Halen Kocaeli Müzesi Müdürlüğüne bağlı birim olarak hizmet veren Müzede Osman Hamdi Bey'in kişisel eşyaları, aile resimleri ve yapmış olduğu resim çalışmalarından geriye kalan bazı yapıtları sergilenmektedir.

 

OSMAN HAMDİ BEY
(1842- 24 Şubat 1910)


"Sadrazam İbrahim Ethem Paşa'nın oğludur. Hukuk öğrenimi amacıyla Paris'e gönderilir. Hukuk yerine resim ve arkeoloji eğitimini tercih eden Osman Hamdi, 1869'da yurda döner. Devletin farklı kademelerinde görev alır. 1881'de Müze-i Hümayun müdürlüğüne atanmasıyla bu alanda devrim sayılabilecek. "Asar-ı Atika Nizamnamesi"ni hazırlar. 1883'de bugünkü Mimar Sinan Üniversitesinin temeli sayılan "Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi"ni kurması ile sanat ve kültür alanında ülkemize yaptığı katkılar doruğa ulaşır."

Hayatı:
1842 de İstanbul'da doğar. Osman Hamdi Bey, 1856'da Mekteb-i Maarif-i Adliye'de öğrenime başlar ve bir yıl sonra hukuk öğrenimi amacıyla Paris'e gönderilir. Genç yaşta gönderildiği Paris'te 12 yıl kalır. Bu sırada açılan Paris Sergisi'nde Osmanlı hükümetinin temsilcisi olarak bulunur (1867). İstanbul'a döndüğü zaman, Mithat Paşa'nın "Umur-u Ecnebiye Müdürü" olarak Bağdat'a gider. İstanbul'a dönüşte, ecnebi büyükelçilerin protokol işleriyle uğraşmak görevine atanır. Bu sırada düzenlenen Viyana Sergisi'ne birinci komiser olarak katılır.

1881 'de Osman Hamdi Bey, Padişah Abdülhamid'in şahsî emriyle ,eski eserler işlerini düzenlemek için Müze Müdürlüğü'ne getirilir. Hamdi Bey, daha Bağdat'ta iken, tarihe ve arkeolojiye merak sardığı ve ilk arkeolojik çalışmalarını Bağdat'ta yaptığı için, bunca emekle toprak altından çıkardığı tarihi eserlerin Çinili Köşk'te üst üste yığılı durduğunu görünce, çok müteessir olur ve hemen kolları sıvayıp bir müze kurma çalışmalarına başlar. İlk iş olarak, bir "Asar-ı Atika Nizamnamesi" hazırlar. Hazırladığı "Asar-ı Atika Nizamnamesi'' dikkatle uygulatır. Böylece kazılardan çıkarılan eserlerin yabancı ülkelere kaçırılmasını önlemeye çalışır. Günümüze kadar devam eden eski eser kaçakçılığına "dur" diyen ilk sorumlu kişi, Osman Hamdi Bey olmuştur. Bu yüzden halk arasında hem bilinir, hem sevilir.

Hemen yine o yıllarda 1883'de Güzel Sanatlar Akademisi'ni kurar. Bu arada, resim müzemizin çekirdeğini hazırlayan girişimleri olur. Dünyaca tanınmış tabloların kopyalarını yaptırır ve bunları, Türk ressamlarının eserleriyle birlikte Güzel Sanatlar Akademisi'nin büyük salonunda toplar.

Osman Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki başarılı çalışmaları ile yurt dışına ulaşan bir ün sahibi olmuştur. Ülkede yapılan arkeolojik çalışmaları bir disiplin altına alır. Daha önce başlanmış ve yarım bırakılmış kazıları ele alıp ve bunları geliştirir. Nemrut Dağı'ndaki kazılar bunlardan biridir (1892). Adana'nın incirlik mevkiinde yapılan kazılarda, Hititlere ait yazılı levhalar bulunması, bütün dünyada Osman Hamdi Bey'e ün kazandırır. 2. Sayda kazısında dünyaca ünlü İskender'in lâhdini bulur. Osman Hamdi Bey'in arkeolojik çalışmaları daha çok Batı Anadolu'dadır. Aydın yörelerindeki kazılardan başka Milas ilçesi içinde Hekate Anıtı'nı kuşatan süslü, kabartma firizler (1891-92), Aydın'da Tralles'de bulunan mermer heykeller, Diana'ya bağışlanmış tapınak frizinin büyük bir bölümü ile daha birçok eseri ortaya çıkarmış ve müzelerimize aktarmıştır. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri, madalya ve nişanlarla Hamdi Bey'i kutlamışlar, böylece Türkiye milletlerarası üne sahip bir ressam, arkeolog, müzeci kazanmıştır. Birçok üniversite de kendisine doktorluk unvanı vermiştir.

Osman Hamdi Bey, gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığını, bu vurgun olduğu güzel mesleğini hiç ihmâl etmemiş, fırsat elverdikçe resim yapmıştır. Memlekette tanınmasından daha çok, yabancı ülkelerde ismi duyulmuştur. "Okuyan Adam", "Silah Tüccarı", "Kaplumbağa Terbiyecisi", "Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar" gibi tabloları onun en ünlü yapıtları arasındadır.

1910 yılında İstanbul'da öldüğü zaman, memlekette ve dünyada büyük yankılar uyandırır. Osman Hamdi Bey, son çağ biliminin en seçkin siması ve gerçek anlamda uluslararası ün kazanmış birkaç, sanatçımızdan biridir.