|
||||||
|
Kocaeli
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü
|
||||||
|
|
Bildiriler /e-Kitap Sergilemelerle
İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Dünü-Bugünü ve Yarını Değerli öğretim
üyeleri, meslektaşlarım, basın mensupları ve sevgili öğrenciler, 1962'de Nauchatel'de
düzenlenen sempozyumda ise müze, araştırma, koruma, eğitim ve kültür etkinlikleri
olarak üç işleve sahip bir kurum olarak tanınmaktadır (*2). 20. yüzyılın
başından günümüze uzanan süreçte, müzelerin, kültürel birikime olduğu
kadar topluma karşı sorumlulukları olduğu ve bunun doğrultusunda sergilemenin
ve toplumun farklı kesimlerini hedefleyen etkinlikleri gerçekleştirmenin
edilgen (pasif) yerine etkin (aktif) ve etkileşimli (interaktif) bir çalışma
yapılmasının gereği kabul edilmiştir. 1980'li yıllar
müze-toplum ilişkisini pekiştiren esas değişim yıllarıdır. Koleksiyon
anlamında çeşitlilik, sergilemede yeni anlatım yöntemleri ve özellikle
toplumsal paylaşım gibi alanlar Müzeciliğin temelini oluşturur hale gelmiştir.
Müze yönetim anlayışında olduğu kadar müze sergilemelerinde de başlayan
bu hızlı değişim, tüm dünyada küresel bir "Çağdaş Müzecilik"
anlayışını ortaya koymuştur. Çağdaş Müzecilikte
kültürel birikimin korunması kadar o birikimle ilgili her tür bilgi ve
kaynağının araştırılması ve insana coşku verecek ve kendi yaşamıyla ilişki
kurabilecek bir sergileme ile iletişimin sağlanması, kısaca "Yaşayan
Müze" sloganının seslendirildiği bir müzecilik anlayışı başlamıştır.
2000'li yıllara geldiğimizde ise; teknolojinin her türlü olanağının kullanılabildiği
sunum ve sergilerle görsel şölene dönüştürülen müze ve sergilemeleri,
ülkelerinin çağdaşlığının da bir ölçüsü kabul edilir hale gelmiştir. Günümüzde
müzeler, artık yaşam kadar çeşitlenmiştir. Bu yeni durum, bir kurum olarak
bambaşka bir müze getiriyor karşımıza. Ve bugün müzeler, biçim, içerik
ve işlev açısından farklılıklarını, düşüncelerini, özgünlüklerini, kısaca
kimliklerini ortaya koymayı önemseyerek, bu tutumlarını da Müzeolojinin
(yani Müzebilim) interdisipliner yaklaşımı ile belirginleştiriyorlar.
Bugün gelinen
noktada müzecilikte müthiş bir vizyon patlaması var. Ancak, belirli yapısal
sorunlar içerisinde boğulan müzeler, genelde, son yıllarda önemi artan
Müze-toplum ilişkisi bazında yeni mekanlar oluşturma ve genişleme ihtiyacı
içindedirler. Bu yeni konumda müzeler, konuşlanmış oldukları alanların
darlığı nedeniyle, yeni mekanlar yaratma gayreti içine girmişler, bunda
da karşılarına çıkan yapısal sorunları aşma konusunda çeşitli çözümler
sınamaya başlamışlardır. Bu sorunları
yaşayan müzelerin başında da kuruluşu 18.yüzyıllara dayanan müzeler gelmektedir.
Örneğin, British Museum, Louvre ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri gibi eski
ve köklü kurumlar. Müzenin tüm
sergilemelerini anlatmayacağım. Bunu anlatmak için zaman yeterli değil,
kaldı ki her bir sergi salonunun hazırlanmasında, yıllar boyunca onlarca
meslektaşım çalışmıştır. Onların pek çoğu bugün için ya aramızdan ebediyen
ayrılmış ya da emekli olmuşlardır. Şu anda müzede olanlar ise üç beş kişi
ile sınırlıdır. Bugün aramızda olmayanları burada sevgi, şükran ve rahmetle
anmak istiyorum. Çünkü müzecilik 1980-1990'lı yıllara kadar biraz da usta
çırak ilişkisi içinde yapılan bir meslekti. Ancak bugün artık "Müzecilik"
akademik olarak da yol almış bulunuyor ve müzelerde müzecilik eğitimi
almış uzmanların çoğalmasının müzeciliğin ve müzelerimizin gelişmesine
katkı sağlayacağı kuşkusuzdur. Müze Sergilemeleri
konusuna döndüğümüzde; Her müzenin
farklı bir amacı, farklı hizmet anlayışı ve farklı çekim merkezleri vardır.
Bu nedenle de ki her müze kendi vizyonu ve misyonu doğrultusunda değerlendirilir
ve bu doğrultuda kurgulanır. Bir müzenin misyonu; içinde barındırdığı
birikimin ona sağladığı bilgi ile doğrudan ilişkilidir ve her müze, kendi
koleksiyonu konusunda uzman kurum olmak; dolayısı ile de uzman yetiştirmek
durumundadır. Bu nedenle farklı nitelikteki bir müzeyi diğeri ile kıyaslamamak
gerekir. Örneğin Bir arkeoloji müzesini, bir modern sanat müzesi ile ya
da farklı konulardaki diğer müzelerle. Her müzenin
hedef kitlesi de farklıdır. Müzelerin ortak noktaları her müze kendi birikimlerini
topluma aktarma noktasında köklü bir bilgiye ve iyi bir müze-bilimciye
ihtiyaç duymaktadır. Müzecilik artık dünya ölçeğinde el yordamıyla yürütülmeyi
taşıyamıyacak bir noktaya gelmiştir. Müzecilik bir ekip işidir ve bu ekibin
içinde pek çok meslek disiplininden donanımlı elemanlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu noktada vurgulanması dahası altının çizilmesi gereken konulardan birisi
de müzelerin kendi gelişim plan ve projelerini kendilerinin yapabilmesidir.
Bunun için öncelikle müze kendi kadrolarını oluşturmalı ve eksik kadrolarını
nitelikli elemanlarla takviye etmelidir. Müzecilik günümüzde artık interdisipliner
bir bilim olarak dünya ölçeğinde yerini almıştır kadrolarını da bu ölçüde
geliştirmektedir. Müze sergilemeleri
aynen bir film gibi, bir senaryo kapsamında kurgulanır. Müzelerin genelde
ana temaları "Sürekli Sergilemeler" olarak kurgulanırken, koleksiyonlarında
bulunan eserlerle zaman zaman "Geçici Sergiler" de düzenleyerek
depolarında bulunan eserlerini tanıtma fırsatları da yaratmaktadırlar.
(GEÇİCİ SERGİ GÖRÜNTÜLERİ) Tüm sergilemelerde
kurallar aynıdır: Konunun anlatıldığı bir Ana Tema ve bunun tanımlandığı
bir başlığı vardır. Yine her sergilemenin amacı, ilkeleri ve kriterleri
vardır. Ayrıca sergileme bir ekip işidir. Bu ekipte; konusu gereği uzmanlar
bulunur ve her serginin bir küreyter'ı ya da koordinatörü olduğu gibi
birlikte çalıştığı sergi tasarımcısı, aydınlatma uzmanları, konservatör
ve restoratörler, grafik tasarımcı, eğitim uzmanları, iletişim uzmanları
vb elemanlar da bulunur. Yıllar boyu her konuda olduğu gibi bu konularda
da kendini yetkin gören müzeciler ellerlinden geldiği kadar bir şeyler
yapmaya çalıştılar. Arkeoloji müzelerinde de durum çok farklı değildi.
Burada da görüldüğü gibi yapılanlar beğenildi ve ödül de kazandı ancak
yeterli mi ? Hayır !Gelişen teknolojinin müzelerde uygulandığı çok yeni
gelişmeler de güncel olarak takip edilmeli ve sergilemeler zaman içinde
gözden geçirilmelidir. Ülkemizin
İlk Müzesi olan Müze-İ Humayun yani İmparatorluk Müzesi'nin gerek ilk
gerekse son yıllarda yapılan sergilemeleri, koleksiyonlarının kendisine
tanıdığı imkanlarla kurgulanmıştır. Bu bağlamda; İstanbul Arkeoloji Müzeleri;
Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi olmak
üzere üç ana birimden oluşmaktadır. Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi)
olarak kurulan İstanbul Arkeoloji Müzeleri 13 Haziran 1891 tarihinde ziyarete
açılmıştır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, müze olarak inşa edilmiş binası
ve Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde bulunan çeşitli kültürlere
sahip bir milyon civarındaki eseriyle Dünya'nın önde gelen müzelerinden
biridir. Ülkemizde paralı ziyarete açılan ilk Müze, Çinili Köşk'tür Çinili
Köşk Müzesi Eski Şark
Eserleri Müzesi Müze'nin koleksiyonları arasında; İslamiyet öncesi Arap Yarımadası, Mezopotamya, Mısır ve Anadolu eserleri yer almaktadır. Bunlar arasında; Adap Kralı Lugal Dalu'nun Heykeli, Arami yazıtlı Güneş Saati, Mısır Mumyaları, Kadeş Antlaşması, Boğazköy Sfenksi ve Maraş'tan hiyeroglif yazıtlı Kapı Aslanı gibi tanınan eserler bulunmaktadır. Eski Şark Eserleri Müzesi koleksiyonlarında 20 bine yakın arkeolojik eser, Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nde
ise yaklaşık 80 bin tablet mevcuttur. (Eski ve Yeni Teşhir Örnekleri)
Arkeoloji
Müzesi Ana Bina'nın
sergi salonlarında, Sidon Kral Nekropolü Kazısı buluntularının yanı sıra;
Arkaik Dönem'den Roma Dönemi sonuna kadar olan süreci yansıtan ve İmparatorluk
sınırları içinden gelen çeşitli eserler ile Didim-Milet Kutsal Yolu'nun
Brankhit heykelleri, Kore ve Kuros (genç kız ve erkek) heykelleri, Halikarnassos
Mausoleumu'na ait aslan heykeli, ünlü Bergama Zeus Sunağı'na ait Aphrodite
başı, Büyük İskender portresi, Roma Devri'nin üç büyük mermer kenti Aphrodisias,
Ephesos ve Miletos'un heykeltıraşlık eserleri sergilenmektedir. Bu salonun
sonunda, Doğu Akdeniz'in tüm bölgelerinde bulunmuş Roma İmparatorluk Çağı
heykel sanatının eyalet örnekleri de antik merkezler vurgulanacak biçimde
kronolojik düzen içinde yer almaktadır. Son yıllarda
açılan Klasik Müze Salonlarının sol kanadında ise Mezar Sanatı ve Mimari
Eserler salonu yer almaktadır. (Eski ve Sergilemelerden Örnekler) Müzenin kuruluşunun
100.üncü yılı olan 1991'de açılan Ek Bina'daki teşhirlerinin ilk ikisi; 1. Çaplar
Boyu Anadolu ve Troia: Ek Bina'nın 2. katında yer alan salonda; Troia'nın
9 yerleşim katına ait buluntuların yer aldığı vitrinlere paralel olarak,
Anadolu ve Trakya'da Paleolitik Çağ ile Demir Çağ'ın sonuna kadar uzanan
sürece ait buluntular sergilenmektedir. 2. Anadolu'nun
Çevre Kültürleri; Suriye, Filistin, Kıbrıs: Ek Bina'nın 3. katında bulunan
salonda; 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında Suriye ile Filistin'in,
Megiddo Gezer, Taanek, Tell-Ettin, Sayda, Sebastiye, Tyr ve Beyrut yerleşmelerinde
yapılan kazılardan müzeye gelen eserler ile Cesnola Koleksiyonu'ndan müzeye
kazandırılan Kıbrıs eserleri sergilenmektedir. 3. Daha sonraki
yıllarda açılan Çağlar Boyu İstanbul: Ek Bina'nın 1. katında yer almaktadır.
Bu salonda, İstanbul'un prehistorik dönemden Osmanlı dönemine kadar geçirdiği,
sanatsal, siyasal ve kültürel değişimi yansıtan eserler sergilenmektedir.
4.1998 yılında
açılan İstanbul'un Çevre Kültürleri; Thrakia, Bithynia ve Bizans sergilemesi
ise; Ek Bina'nın zemin katında yer alan sergi salonunda, İstanbul'u çevreleyen
Thrakia ve Bithynia bölgesinde yapılan çeşitli kazılardan gelen buluntular
ile Bizans dönemi eserleri sergilenmektedir. Çocuk Müzesi: Ek Bina'nın zemin katında bulunan Çocuk Müzesi'nde, Tunç Çağı'ndan Bizans dönemine kadar yazının icadı, çanak-çömlek yapımı ve kullanımı, paranın icadı gibi tarihte yaşanan ilkleri vurgulayan eserler ve canlandırmalar yer almaktadır. Dününü ve
bugününü anlatmaya çalıştığımız İstanbul Arkeoloji Müzelerinin GELECEĞİ
ya da YARININI görmeye çalıştığımızda; Nedenlerine
gelince: Birincisi;
binalarının üzerinde oturduğu alanın; 1. Derece Arkeolojik ve Tarihi sit
alanı olması ve müzenin gelişmesi ya da genişlemesine imkan sağlamaması, İkincisi:
Binanın kendisinin ülkemizin "İlk Müzesi" olması nedeniyle "Korunması
Gerekli Kültür Varlığı" niteliği taşıyor olması ve bazı bölümlerinde
yapılacak herhangi bir değişikliğe izin vermemesi; Örneğin Sayda Lahitleri
Salonu'nun teşhiri hala ilk teşhir konumunda korunmaktadır. Bu salonlarda
sadece koşulların iyileştirmesi yapılabilmektedir. Kaldı ki bu doğru bir
yaklaşımdır. Üçüncüsü:
1968 yılında yapımına başlanan ve 1991 yılında müzenin kuruluşunun yüzüncü
yılında teşhire açılmaya başlayan ek binanın, müzenin ihtiyacına cevap
vermeye yetmediği, teknik sorunlar nedeniyle depolarının da verimli kullanılamadığı,
dolayısı ile müzenin sorunlarını aşamadığı gibi birçok neden, müzenin
geleceği ile kaygıların nasıl aşılabileceği konusunda alternatif çözüm
arayışlarını günümüze taşımıştır. İstanbul
Arkeoloji müzeleri bugünkü durumu ile tamamen tıkanmış durumdadır. Bırakın
müzecilik aktivitelerini, eserlerini depolayacak mekanları dahi yetersiz
durumdadır. Eser koruma ve onarım laboratuarları yoktur. Dünyanın en önemli
müzelerinin başında geliyor diyoruz ama müzecilik ölçütlerinin birçoğuna
uymuyor. Uzman sayısı ve kadroları yetersiz. Buna rağmen dünya ölçeğinde
iş yapabilme yetisine sahip olmak bu müzede gelenekselleşmiştir. Yurt dışına
döndüğümüzde ; Bugün gelinen
noktada müzeler, yalnızca eser koruma ve sergilemenin ötesinde, pek çok
aktivitenin yapıldığı, insanların hafta sonlarını kültürün de beslediği
keyif içinde geçirdikleri bir mekan olarak tasarlanmaktadır. CENTRE GEORGES
POMPİDOU (*3) gibi. Daha da ötesi bugün müze binaları da artık bir sanat
harikası durumundadır (GUGGENHEIM müzeleri (*4), MODERN TATE, ROYAL ONTARİO
MUSEUM Vb..) Bugün İstanbul
Arkeoloji Müzeleri ile koşut sayabileceğimiz müzelerin başında gelen British
Museum (*5) ve Louvre, konuşmamızın başında belirttiğimiz gibi, müze aktivitelerini
ya da diğer müzecilik işlevlerini yapabilmek için sorunlarını yıllar önce
planlayarak nispeten çözmüşlerdir. Hala da gelişim planları gün be gün
açıklanarak devam etmektedir. Örneğin BRİTİSH MUSEUM'un 10 gün önce, yani
1 Nisan 2009 tarihinde, yeni bir genişleme ya da gelişim projesi açıklanmıştır.
135 milyon Euro'luk bir bütçesi olan bu proje, 2012'de hayata geçirilmiş
olacaktır. Bu proje için British Museum'un hemen yanı başındaki evlerin
alınarak genişleme imkanı sağlandığına da dikkat çekmek istiyorum. Bunun dışında
diğer genişleme imkanı aramaya çalışan müzeler; Biz ne yapabiliriz
?. Öncelikle
elimizde bulunan alternatifleri doğru değerlendirerek, seçenekleri ortaya
koyabiliriz. Bunlardan, Birincisi;
British Museum'un yaptığı gibi yakınında bulunan binalardan yararlanabilir.
Örneğin; Bugün müze ile aynı aks içinde olan, müzenin hemen yanı başında
yer alan ve kullanımı halihazırda Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın inisiyatifindeki
"Eski Darphane Binaları"nın - ki bu binaların Kültür Bakanlığına
devrediliş nedenlerinden birisi de; kapısının üzerinde hala "Meskükat
Müzesi" kitabesini taşıyan yapıların da yer aldığı bir kompleks olması
ve bu mekanda bir sikke teşhirinin yapılması koşulunun olması - İstanbul
Arkeoloji Müzeleri ile ilişkilendirilmesini gerekli kılmaktadır. İkincisi;
yine müzenin hemen yakınında bulunan Gülhane Parkı'nın müzecilik aktiviteleri
için değerlendirebilir bir mesafe ve konumda olması. Bu alanda halihazırda
bugün "Teknoloji Müzesi" ve diğer sanat etkinliklerinin de yer
aldığı bir alanın kurgulanmış olması, Arkeoloji Müzesi için de bir alanın
yaratılabileceğine yeşil ışık yakmaktadır. Üçüncü bir
alternatif de, yapıldığı günden buyana sorunlu olan ve sorunları ile yaşamaya
devam eden Müze Ek Binasının kaldırılarak, zemine zarar vermeyen yeni
teknolojilerin de kullanılmasıyla, ultra modern bir çekim merkezinin yaratılabileceği
fikrinin değerlendirilmesi. Sonuç olarak;
müze kurmak ve geliştirmek günümüzde, düşüncelerin çok ötesinde, artık
hayallerin de yetmediği bir noktada gelişmektedir. İstanbul Arkeoloji
Müzelerinin geleceği için başka örneklere bakmak gerekirken, onun kendi
verilerini de değerlendirerek en iyi sonucu alabilmek temennimiz. Ancak
örneklerden yola çıkarak birkaç öneride bulunmamız gerekirse; British
Museum ( bkz. dipnot 5), Louvre (bkz. dipnot 6 ), Carré d'Art (bkz. dipnot
8) ve benim favori olarak seçtiğim Royal Ontario Museum ( bkz.dipnot 9)
bunların başında gelebilir. Burada yapılması gereken, çözüm üretebilecek
konunun uzmanları ile çok yönlü araştırılıp çalışılarak bu alternatiflerin
çoğaltılması ve önerilerin toplumla da paylaşımı sağlanarak hayata geçirilmesi
için çalışmaların en kısa sürede başlatılmasıdır. Dipnotlar: (*1) Nur Nirven, Halkla İlişkiler Kuramlarının Türkiye'deki Sanat Müzelerinde Uygulanabilirliği, Y.T.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzecilik Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans tezi, İstanbul 1992.s.33. (*2) Swiss National Comittee of ICOM & Swiss National Comission for UNESCO. The Problems of Museums in Countries Undergoing Rapid Change. Reports and Papers on Museums I. Berne-Paris, 1964.s.30. (*3) Paris'te Beaubou olarak bilinen yerde 1971-1977 yılları arasında inşa edilen George Pompidou Merkezi, cam ve metal kullanılarak ileri teknoloji mimarisi ile dikkat çeken yapısı ve bünyesinde bulunan Modern Sanat Müzesi, galerileri, kütüphanesi, restoranları ve kafeleri ile günde 26.000 ziyaretçiye ev sahipliği yapmakta olup, dünyanın en çok ziyaretçi çeken müzelerinin başında gelmektedir. (*4) Guggenheim Müzesi Bilbao, İspanya'nın Bask bölgesinde, Bilbao şehrinde bulunan, Modern Sanat Müzesidir. Sergi alanı 11.000 m²'dir. Müze ABD'li bir vakıf olan Solomon R. Guggenheim Vakfı'nın beş müzesinden biridir. Oval tarzdaki bina Bilbao şehir merkezinde, Nervión Nehri'nin kenarında bulunmaktadır. Mimarı Kanada-ABD'li mimar ve tasarımcı Frank Gehry'dir. 1997 yılında tamamlanan ve inşası 4 yıl süren bu çok kıvrımlı bina, yapısöküm tarzı stili ile ünlüdür. (*5) 1 Nisan 2009'da Richard Waite tarafından açıklandığına göre 2012'de açılması planlanan yeni bir bölün daha müzenin hemen yakınındaki binaların alınarak müzeye katılması ve 135 milyon Paund'luk bir bütçe ile yapılacak yeni genişleme planları hayata geçiriliyor. Bu yeni bölümde 1000 metrekarelik 2 özel sergi alanı ile okuma odaları ve konservasyon laboratuarı lojistik amaçlı mekanlar ile depo vb. alanlar yaratılmaya çalışılıyor. (*6)
Louvre Müzesi (Musée du Louvre); dünyanın en büyük müzelerinden biri olan
Louvre, Eski bir saray binasında (*7)
Madrid Prado Müzesi'nin genişlemesini sağlamak için kırmızı küp tuğlalardan
yapılmış olan modern kanadı 29 Ekim 2007'de açılmış ve 152 million Euro'ya
mal olmuştur. Bu çalışmayı İspanyol mimar Rafael Moneo, 5 yılda tamamlamıştır.
İspaya'nın bu en prestijli müzesinin orijinal binası Neoklasik stilde
18.yüzyıl sonu - 19.yüzyıl başlarına ait olup, tarihindeki bu en büyük
genişleme ve renovasyonunu, ultra modern bir bina ile sağlamıştır. Ancak
bu uygulama ağırbaşlı ve zarif görünümü ile dikkatleri çekmektedir. (*8)
Güney Fransa'da Fransa'nın Roma'sı olarak da adlandırılan küçük bir kent
Nimes'de M.Ö.1.yüzyıla ait bir Roma dönemi tapınağın yanına inşa edilen
bu Çağdaş Sanat Müzesi ve Kent Kütüphanesi, Norman Foster tarafından Camdan
tasarlanmıştır. 1984'de 12 mimar, ki, bunlar arasında Frank Gehry, Jean
Nouvel ve César Pelli de davet edilerek müze için bir zirve oluşturulmuştur.
Tasarım için İngiliz mimar Norman Foster seçilmiş ve bina inşa edilerek
Mayıs 1993'de açılmıştır. Burada Tarihi ve Modern tasarım yan yana görünmektedir.
Pek çok eleştirmen buradaki dokunun bozulduğunu vurgulamakta kimileri
ise uygun olduğu görüşünde kısacası tarihi dokuda böyle bir yapının yapılması
pek çok tartışmalara neden olacaktır. O nedenle bu tip önemli projelerin
uzmanlar ve toplumla tartışılmadan geriye dönüşü olmayacak bir sonuca
varılmaması önerilmektedir. (*9)
Doğa Tarihi ve Dünya Kültürünün zengin birikimine sahip müzelerinin başında
gelen Kanada-Royal Ontario Museum, zengin birikimini sergilemenin ötesinde,
topluma yönelik çalışmaları ile de ünlüdür (örneğin; sempozyum, seminer,
müze içi ve müze dışı tur ve seyahatler düzenlemekle kalmayıp, film, yayınlar
yapıp, aileleri de kapsayan aktiviteler de hazırlamaktadır). Müze etkinlikleri
ve gelecek planlamasına yeterli olmayan klasik müze binası, mimar Daniel
Libeskind tarafından tasarlanan ve Michael Lee-Chin Crystal tarafından
finanse edilen ve onun adı ile anılan, yüksek profilli ultra modern bir
yapı ile genişletilmiştir. 2014'de yüzüncü yıl döneminde 27 ek galeri
açılması planlanan müze, günümüzde bu ultra modern ekleri ile de dikkatleri
üstüne çekmektedir.
|
|||||
|
WEB
TASARIMI: Şengül Aydıngün & Haldun Aydıngün
|