05 Aralık 2005  Pazartesi    

Haftanın Linki  :   Türkiye videoları

Arşiv     

HABERLER
 

      Ana Sayfa

      Güncel

      Politika

      Dünya

      Ekonomi

      Teknoloji

      Magazin

      Eğitim

      Sağlık

      Spor

      Yazarlar

      4. Sayfa


EKLER
 

      Cumartesi

      Pazar

      Pencere


BÖLGELER
 

      Akdeniz

      Ege












Cumartesi


Minik ama kudretli kadınlar

Üniversitede öğrenci iken, Prof. Dr. Refik Duru’nun derslerinde bir yandan not tutar, bir yandan da hocanın gösterdiği dialardaki idolleri sayfaların kenarına çizerdim. Henry Moore ve Constantine Brancussi’nin modern heykellerini çağrıştıran bu idoller gerçekte 5-10 cm’lik minicik kadıncıklardı. 1983’te “Anadolu Medeniyetleri” ve 10 yıl sonra “Çağlarboyu Anadolu’da Kadın” sergileri sırasında İstanbul’a gelen bu hanımlardan Tunç Çağı’nda yaşamış olan kimileri bu günlerde Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’nde buluşmuşlar.

İLK TANRIÇALAR

Arkeolojik kazılarda sıkça karşılaşılan küçük insan heykelciklerinin yapılış amaçları ve taşıdıkları anlamlar zaman içinde değişime uğramış gibi görünüyor. Çatalhöyük kazısı başkanı Ian Hodder serginin kataloğunda, bazılarının muska ya da dilek aracı olduklarını, bir kısmının da dinsel tapınma nesnesi olarak veya ölüleri anmak için yapıldıklarını belirtiyor. Figürinlerin pek çoğu başlı başına bir sanat eseri gibi estetik açıdan değerlendirilmeyi hak ederken, doğrudan çocuklar tarafından ya da çocuklar için oyuncak olarak yapılmış olabilecekler de var.

Paleolitik Çağ’dan (Yontma Taş Devri) itibaren görülen insan figürinlerinin çoğu kadın betimleridir. Kadının doğurganlığı bereket kavramıyla özleştiriliyordu. Çünkü yaşamlarında soylarının sürmesi, avlarının başarılı olması, topladıkları besinin hepsine yetmesi için “bereket” önemliydi. Yaşadıkları mağaraların duvarlarına yaptıkları kadınlık simgesi betimler ve az sayıda da olsa ele geçen kadın heykelcikleri, “ana tanrıça” inancının uygarlığın bu ilk döneminde oluşmaya başladığının göstergesi kabul ediliyor. Avrupa’daki kimi mağaralarda bulunan figürinlere Willendorf Venüsü, Lespuque Venüsü, Savignano Venüsü isimlerinin verilmesi de buradan kaynaklanmakta.

Uygarlık tarihinin en önemli aşamalarından biri Neolitik Çağ’da (Cilalı Taş Devri) insanın çevresindeki bazı bitki ve hayvanları evcilleştirerek üretim yapmaya başlaması, yerleşik düzene geçip çiftçilik yaptığı köyler oluşturmasıdır. M.Ö. 7 binlerde, çanak-çömlek yapımı başlarken, şişman kadın figürinlerinin sayısı bir anda çoğalmış. Konya’nın Çumru İlçesi yakınındaki Çatalhöyük, bu devrin kültürlerini en iyi yansıtan yerleşim. İki aslan tarafından korunan bir tahtta oturan, cinsel organları abartılı kadın heykelciğine baktığımızda onun hükmedici etkisini hemen hissederiz. Hacılar ve Höyücek’te ele geçen “ana tanrıça” kültüne ait çok sayıda figürinde doğum yapan, çocuğunu kucaklayan, ayakta duran, tahtta oturan, hayvanlara hükmeden gibi farklı pozisyonlara rastlanmaktadır. Bu tanrıçaların karın, göğüs, kalça, kol ve bacakları çok iri biçimlendirilmiştir. Arkeologlar, Çatalhöyük’te ele geçen bir figürinin arkasındaki oyuğa tohum tanesi gizlenmesini, Hacılar’da tahıl deposunda bir heykelciğin bulunmasını bereket ile kadın arasındaki ilişkinin göstergesi olarak yorumluyor.

YAŞAMIN DEVAMI

Neolitik Çağ’ın sonlarına doğru başlayan stilizasyon sonucu Kalkolitik Çağ’da figürinlerin detayları azalırken gövde yassılaşmış, baş ve boyun uzayarak daha sonraki dönemin idollerini çağrıştıran bir görünüm ortaya çıkmıştır. Bu çağ tarımcı köylerin gelişerek kentleşmenin başladığı, yeni yönetici, tüccar ve zanaatkâr sınıflarının ortaya çıktığı dönem. M.Ö. 4. binyılın sonlarına doğru tuncun keşfedilmesiyle maden yatakları bakımından zengin olan Anadolu’da bu gelişim hızlanmış, tunç silahlar sayesinde erkeğin savaşçı gücü ve toplumdaki yeri de kuvvetlenmiş. Ancak Tunç Çağı boyunca “yaşamın devamı ve bereketin simgesi” olarak kadının önemi sürmüştür.

“Tunç Çağı’nın Gizemli Kadınları” Sergisi’nin bilimsel danışmanlığını yapan Yard. Doç. Dr. Şengül Aydıngün, kadın figürinlerinin önceki çağlara göre neden daha zayıf ve ince yapıldıklarını sorgulamış. Akla gelen olasılıklardan biri, kendilerinden 2 bin yıl sonra Antik Yunan heykelcilerin yaptığı gibi, küçük göğüslü, ince belli (manken gibi) kadınların model olarak tercih edilmiş olması. Bir diğer olasılık da bu figürlerin tanrı kavramından uzaklaşarak anlam değiştirmiş olabilecekleri. Figürlerin duruşlarında ve yüz ifadelerinde bu değişimi görebiliyoruz. Çatalhöyük’ün hayvanlara hükmeden tanrıçasının yerine ellerini dizlerine koymuş, uzun boynunu bir yana büküp sakin sakin oturan, dua eder gibi kollarını kaldıran ya da ellerini yüzüne kapatıp korkmuş bir ifadeyle bize bakan kadınlar görüyoruz. Onlar artık bir tanrıçadan çok ondan yardım dileyen, yaratan ile toplum arasında aracılık yapan, kült törenine katılan bir rahibeye dönüşmüş olmalı.

İDOLLEŞEN TANRIÇALAR

Figürinler tanrıça özelliklerini kaybettiyse, bu dönemde sayıları artan idoller mi onların yerini almıştı? İlk Tunç Çağı’nın bu soyut insan betimleri tunç, altın, gümüş, mermer, kil veya kemikten yapılmış. Oldukça ince ve yassılar. Baş, uzun boyun ve yuvarlak gövde taslak şeklinde, kollar çıkıntı biçiminde gösterilmiş. Bazen üzerlerinde göz ve iri cinsel organdan başka hiçbir detay yok. Sanatsal açıdan üç boyutun iki boyuta indirgenmesi büyük bir gelişim. İdollerin kötülüklerden korunmak için nazarlık gibi kullanıldığı, hatta boyna asıldıkları sanılıyor. Ölümden sonra da başları kırılarak mezarlara konulmuşlar.

Asur’la yapılan ticaret sayesinde Orta Tunç Çağı’nda Anadolu’da yazı kullanılmaya başlanınca tarih öncesinin bu isimsiz ana tanrıçası Hitit’te baş tanrıça Kubaba, Frig’de Kybele adı ile bir kimlik kazanarak varlığını sürdürmüş.

ŞEBNEM AKALIN ERYAVUZ

    19.11.2005

 

Diğer haberler




 
  Bu site Akşam Yayın Grubu, Bilgi Sistemleri Direktörlüğü tarafından yapılmıştır. ® 2005
 
En iyi 1024x768 İnternet Explorer Browser ile görüntülenebilir.
  Reklam | İletişim | Künye
Editöryal soru ve önerileriniz için tıklayınız.   
Teknik soru ve önerileriniz için tıklayınız.