Minik
ama kudretli kadınlar
Üniversitede öğrenci iken, Prof.
Dr. Refik Duru’nun derslerinde bir yandan not tutar,
bir yandan da hocanın gösterdiği dialardaki idolleri
sayfaların kenarına çizerdim. Henry Moore ve Constantine
Brancussi’nin modern heykellerini çağrıştıran bu
idoller gerçekte 5-10 cm’lik minicik kadıncıklardı.
1983’te “Anadolu Medeniyetleri” ve 10 yıl sonra
“Çağlarboyu Anadolu’da Kadın” sergileri sırasında
İstanbul’a gelen bu hanımlardan Tunç Çağı’nda yaşamış
olan kimileri bu günlerde Yapı Kredi Vedat Nedim
Tör Müzesi’nde buluşmuşlar.
İLK TANRIÇALAR
Arkeolojik
kazılarda sıkça karşılaşılan küçük insan
heykelciklerinin yapılış amaçları ve taşıdıkları
anlamlar zaman içinde değişime uğramış gibi görünüyor.
Çatalhöyük kazısı başkanı Ian Hodder serginin
kataloğunda, bazılarının muska ya da dilek aracı
olduklarını, bir kısmının da dinsel tapınma nesnesi
olarak veya ölüleri anmak için yapıldıklarını
belirtiyor. Figürinlerin pek çoğu başlı başına bir sanat
eseri gibi estetik açıdan değerlendirilmeyi hak ederken,
doğrudan çocuklar tarafından ya da çocuklar için oyuncak
olarak yapılmış olabilecekler de var.
Paleolitik
Çağ’dan (Yontma Taş Devri) itibaren görülen insan
figürinlerinin çoğu kadın betimleridir. Kadının
doğurganlığı bereket kavramıyla özleştiriliyordu. Çünkü
yaşamlarında soylarının sürmesi, avlarının başarılı
olması, topladıkları besinin hepsine yetmesi için
“bereket” önemliydi. Yaşadıkları mağaraların duvarlarına
yaptıkları kadınlık simgesi betimler ve az sayıda da
olsa ele geçen kadın heykelcikleri, “ana tanrıça”
inancının uygarlığın bu ilk döneminde oluşmaya
başladığının göstergesi kabul ediliyor. Avrupa’daki kimi
mağaralarda bulunan figürinlere Willendorf Venüsü,
Lespuque Venüsü, Savignano Venüsü isimlerinin verilmesi
de buradan kaynaklanmakta.
Uygarlık tarihinin en
önemli aşamalarından biri Neolitik Çağ’da (Cilalı Taş
Devri) insanın çevresindeki bazı bitki ve hayvanları
evcilleştirerek üretim yapmaya başlaması, yerleşik
düzene geçip çiftçilik yaptığı köyler oluşturmasıdır.
M.Ö. 7 binlerde, çanak-çömlek yapımı başlarken, şişman
kadın figürinlerinin sayısı bir anda çoğalmış. Konya’nın
Çumru İlçesi yakınındaki Çatalhöyük, bu devrin
kültürlerini en iyi yansıtan yerleşim. İki aslan
tarafından korunan bir tahtta oturan, cinsel organları
abartılı kadın heykelciğine baktığımızda onun hükmedici
etkisini hemen hissederiz. Hacılar ve Höyücek’te ele
geçen “ana tanrıça” kültüne ait çok sayıda figürinde
doğum yapan, çocuğunu kucaklayan, ayakta duran, tahtta
oturan, hayvanlara hükmeden gibi farklı pozisyonlara
rastlanmaktadır. Bu tanrıçaların karın, göğüs, kalça,
kol ve bacakları çok iri biçimlendirilmiştir.
Arkeologlar, Çatalhöyük’te ele geçen bir figürinin
arkasındaki oyuğa tohum tanesi gizlenmesini, Hacılar’da
tahıl deposunda bir heykelciğin bulunmasını bereket ile
kadın arasındaki ilişkinin göstergesi olarak yorumluyor.
YAŞAMIN DEVAMI
Neolitik Çağ’ın sonlarına
doğru başlayan stilizasyon sonucu Kalkolitik Çağ’da
figürinlerin detayları azalırken gövde yassılaşmış, baş
ve boyun uzayarak daha sonraki dönemin idollerini
çağrıştıran bir görünüm ortaya çıkmıştır. Bu çağ tarımcı
köylerin gelişerek kentleşmenin başladığı, yeni
yönetici, tüccar ve zanaatkâr sınıflarının ortaya
çıktığı dönem. M.Ö. 4. binyılın sonlarına doğru tuncun
keşfedilmesiyle maden yatakları bakımından zengin olan
Anadolu’da bu gelişim hızlanmış, tunç silahlar sayesinde
erkeğin savaşçı gücü ve toplumdaki yeri de kuvvetlenmiş.
Ancak Tunç Çağı boyunca “yaşamın devamı ve bereketin
simgesi” olarak kadının önemi sürmüştür.
“Tunç
Çağı’nın Gizemli Kadınları” Sergisi’nin bilimsel
danışmanlığını yapan Yard. Doç. Dr. Şengül Aydıngün,
kadın figürinlerinin önceki çağlara göre neden daha
zayıf ve ince yapıldıklarını sorgulamış. Akla gelen
olasılıklardan biri, kendilerinden 2 bin yıl sonra Antik
Yunan heykelcilerin yaptığı gibi, küçük göğüslü, ince
belli (manken gibi) kadınların model olarak tercih
edilmiş olması. Bir diğer olasılık da bu figürlerin
tanrı kavramından uzaklaşarak anlam değiştirmiş
olabilecekleri. Figürlerin duruşlarında ve yüz
ifadelerinde bu değişimi görebiliyoruz. Çatalhöyük’ün
hayvanlara hükmeden tanrıçasının yerine ellerini
dizlerine koymuş, uzun boynunu bir yana büküp sakin
sakin oturan, dua eder gibi kollarını kaldıran ya da
ellerini yüzüne kapatıp korkmuş bir ifadeyle bize bakan
kadınlar görüyoruz. Onlar artık bir tanrıçadan çok ondan
yardım dileyen, yaratan ile toplum arasında aracılık
yapan, kült törenine katılan bir rahibeye dönüşmüş
olmalı.
İDOLLEŞEN TANRIÇALAR
Figürinler
tanrıça özelliklerini kaybettiyse, bu dönemde sayıları
artan idoller mi onların yerini almıştı? İlk Tunç
Çağı’nın bu soyut insan betimleri tunç, altın, gümüş,
mermer, kil veya kemikten yapılmış. Oldukça ince ve
yassılar. Baş, uzun boyun ve yuvarlak gövde taslak
şeklinde, kollar çıkıntı biçiminde gösterilmiş. Bazen
üzerlerinde göz ve iri cinsel organdan başka hiçbir
detay yok. Sanatsal açıdan üç boyutun iki boyuta
indirgenmesi büyük bir gelişim. İdollerin kötülüklerden
korunmak için nazarlık gibi kullanıldığı, hatta boyna
asıldıkları sanılıyor. Ölümden sonra da başları
kırılarak mezarlara konulmuşlar.
Asur’la yapılan
ticaret sayesinde Orta Tunç Çağı’nda Anadolu’da yazı
kullanılmaya başlanınca tarih öncesinin bu isimsiz ana
tanrıçası Hitit’te baş tanrıça Kubaba, Frig’de Kybele
adı ile bir kimlik kazanarak varlığını sürdürmüş.
ŞEBNEM AKALIN
ERYAVUZ
|